Taiwan Boğazı’nda uzun süredir devam eden gerginlik, son aylarda yerini göreceli bir sakinliğe bıraktı. Ancak uzmanlar, bu durgunluğun yanıltıcı olduğu ve yakında patlak verebilecek daha büyük bir jeopolitik krizin habercisi olabileceği uyarısında bulunuyor. ABD ile Çin arasındaki rekabet, Tayvan’ın statüsü etrafında düğümlenirken, askeri tatbikatlar ve diplomatik hamleler bölgede yeni bir fırtınanın kapıda olduğunu gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Tayvan, 1949’dan bu yana fiilen bağımsız bir yönetim altında olsa da, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) adayı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve “Tek Çin” politikası çerçevesinde birleşmeyi hedefliyor. Son yıllarda Pekin’in askeri modernizasyonu ve Tayvan çevresindeki tatbikatları sıklaştırması, bölgede tansiyonu artırdı. ABD ise Tayvan’a silah satışları ve üst düzey ziyaretlerle desteğini sürdürüyor; bu durum Pekin’in tepkisini çekiyor.
2022’de ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyareti sonrası Çin, ada çevresinde geniş çaplı askeri tatbikatlar düzenlemişti. O günden bu yana taraflar arasında zaman zaman gerilim yükselse de, 2024 itibarıyla nispeten sakin bir dönem yaşanıyor. Ancak bu sakinlik, Pekin’in askeri hazırlıklarını gizlice sürdürdüğü ve ABD’nin bölgedeki müttefikleriyle işbirliğini derinleştirdiği gerçeğini gölgelemiyor.
Tayvan’ın 2024 başkanlık seçimlerini kazanan William Lai liderliğindeki yeni yönetim, Pekin’in “Tek Çin” ilkesine meydan okuyan açıklamalarda bulunmuş, Çin ise bu söylemlere askeri uçak ve gemi faaliyetlerini artırarak karşılık vermişti. Son haftalarda ise taraflar arasında doğrudan bir çatışma yaşanmadı; fakat uzmanlar bunu bir “fırtına öncesi sessizlik” olarak yorumluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Tayvan Boğazı, dünya ticaretinin yaklaşık yarısının geçtiği kritik bir su yolu. Bölgede çıkacak bir çatışma, küresel ekonomiyi derinden sarsabilir; yarı iletken tedarik zincirleri başta olmak üzere birçok sektörü felç edebilir. Tayvan, dünyanın en büyük çip üreticisi TSMC’nin merkezi olarak stratejik öneme sahip. Bu nedenle ABD, Japonya, Güney Kore ve Avrupa ülkeleri, Tayvan’ın güvenliğini kendi ekonomik güvenlikleriyle ilişkilendiriyor.
ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan’ın oluşturduğu Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD), Çin’in bölgedeki genişlemesini dengelemeye çalışıyor. Ayrıca ABD, Tayvan’a askeri yardımı artırmış ve ada çevresinde düzenli olarak serbest geçiş operasyonları yapıyor. Çin ise bu hamleleri “iç işlerine müdahale” olarak nitelendiriyor ve karşı tatbikatlarla yanıt veriyor.
Diğer yandan, Rusya’nın Ukrayna işgali ve Orta Doğu’daki istikrarsızlık, ABD’nin kaynaklarını farklı bölgelere dağıtmasına neden oluyor. Bu durum, Pekin’in Tayvan konusunda daha cesur adımlar atabileceği yönünde endişeleri artırıyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde Tayvan Boğazı’nda beklenmedik bir krizin patlak verebileceğini, bunun da küresel istikrarı tehdit edeceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tayvan Boğazı’ndaki gerilim, doğrudan Türkiye’yi hedef almasa da, küresel tedarik zincirleri ve enerji güvenliği üzerinden Türkiye’yi etkileyebilir. Olası bir çatışma, yarı iletken kıtlığına yol açarak Türkiye’nin teknoloji ithalatını sekteye uğratabilir; ayrıca küresel ticaretin aksaması, Türkiye’nin ihracat pazarlarını daraltabilir. NATO üyesi olarak Türkiye, ABD-Çin rekabetinde denge politikası izlemeye çalışsa da, Batı ile ittifakı gereği Tayvan konusunda tarafsız kalmakta zorlanabilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye’nin enerji koridorları ve ticaret yolları üzerindeki riskleri artırabilir. Bu nedenle Ankara, gelişmeleri yakından izleyerek diplomatik kanalları açık tutmalı.