Tayland, dünyanın en düşük faiz oranlarından birine sahip olmasına rağmen ekonomik büyümesini hızlandıramıyor. Ülke, zenginleşmeden yaşlanan nüfusu ve yüksek borç yükü nedeniyle tüketimi artırmakta zorlanıyor. Tayland Merkez Bankası, ekonomiyi canlandırmak amacıyla politika faizini yüzde 0,50 gibi tarihi düşük bir seviyede tutuyor. Ancak bu gevşek para politikası, beklenen etkiyi yaratamıyor. Uzmanlar, Tayland’ın temel sorununun para politikasından çok yapısal olduğunu, yaşlanan nüfus ve hanehalkı borçluluğunun iç talebi baskıladığını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı: Yüksek borç ve yaşlanan nüfus
Tayland ekonomisi, COVID-19 pandemisi sonrası toparlanma sürecinde ivme kaybetti. 2023 yılında büyüme yüzde 1,9 ile beklentilerin altında kaldı. Turizm gelirlerindeki artış ekonomiyi desteklese de, iç tüketim yetersiz kalıyor. Hanehalkı borçluluğu GSYİH’nin yüzde 90’ına ulaşmış durumda. Bu borç yükü, halkın harcama gücünü ciddi şekilde kısıtlıyor. Özellikle düşük gelirli kesimler ve genç nüfus, borç ödemeleri nedeniyle tüketimden feragat etmek zorunda kalıyor.
Tayland aynı zamanda hızla yaşlanan bir toplum. Doğurganlık oranı kadın başına 1,16 ile dünyanın en düşük seviyelerinden biri. Yaşlı nüfus oranı giderek artarken, çalışma çağındaki nüfus azalıyor. Bu durum, hem kamu harcamalarını (emeklilik ve sağlık giderleri) artırıyor hem de işgücü arzını daraltarak uzun vadeli büyüme potansiyelini zayıflatıyor. Ekonomistler, Tayland’ın “zenginleşmeden yaşlanan” ülkeler kategorisinde yer aldığına dikkat çekiyor. Bu, ülkenin gelir düzeyi yükselmeden yaşlı nüfusunun artması anlamına geliyor ve orta gelir tuzağı riskini barındırıyor.
Merkez Bankası bu yıl politika faizini iki kez indirerek yüzde 0,50’ye çekti. Ayrıca, bankacılık sektörüne yönelik düzenleyici önlemlerle kredi kanallarını açmaya çalıştı. Ancak bankalar, artan temerrüt riski nedeniyle kredi vermekte isteksiz. Özellikle küçük işletmeler ve bireysel tüketiciler, banka kredilerine erişimde zorluk yaşıyor. Bu nedenle, parasal genişleme ekonomik aktiviteyi beklenen ölçüde canlandıramıyor.
Tayland ekonomisinin kırılganlıkları
Tayland ekonomisi dışa bağımlı bir yapıya sahip. Turizm, ülkenin döviz gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturuyor ve pandemi sonrasında toparlanma kaydedilse de, küresel ekonomik belirsizlikler ve jeopolitik gerilimler sektörü kırılgan kılıyor. Aynı zamanda Çin ekonomisindeki yavaşlama, Tayland’ın ihracatını olumsuz etkiliyor. Tayland, Çin’in önemli ticaret ortaklarından biri; Çin’deki yavaşlama, otomobil ve elektronik gibi ana ihracat kalemlerinde talep daralmasına neden oluyor.
Küresel ticaret savaşları ve jeopolitik gerilimler, tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmaya yol açıyor. Şirketler, Çin’den alternatif üretim merkezleri ararken Tayland bu süreçten faydalanmaya çalışıyor. Ancak, ülkenin altyapı yetersizlikleri ve nitelikli işgücü eksikliği, yabancı yatırımları çekme konusunda engeller oluşturuyor. Ayrıca, siyasi istikrarsızlıklar ve sık sık değişen hükümetler, ekonomik reformların önünü kesiyor. Uzun vadeli bir ekonomik dönüşüm için gerekli olan yapısal reformlar (eğitim, teknoloji ve verimlilik artışı) hayata geçirilemiyor.
Tayland’da ekonomik canlanmayı sağlamak için hükümetin dijital cüzdan projesi gibi popülist önlemler devreye soktu, ancak bu programın finansmanı ve etkinliği tartışma konusu. Hükümet, 500 milyar baht (yaklaşık 14 milyar dolar) tutarındaki nakit dağıtım programının tüketimi canlandıracağını umuyor. Ancak eleştirmenler, bu tür geçici teşviklerin kalıcı çözüm olmadığını, borçluluğu artırabileceğini ve enflasyonu tetikleyebileceğini savunuyor. Merkez Bankası ile hükümet arasında para politikası üzerinde görüş ayrılıkları yaşanıyor; hükümet daha agresif faiz indirimi isterken, Merkez Bankası finansal istikrarı önceliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tayland’ın içinde bulunduğu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için önemli dersler barındırıyor. Yüksek enflasyonla mücadele eden Türkiye, faiz oranlarını artırırken, Tayland’ın tam tersi bir politikayla ekonomiyi canlandırmaya çalışması, farklı makroekonomik koşulların gerektirdiği farklı yaklaşımları gösteriyor. Türkiye, benzer bir orta gelir tuzağı riskiyle karşı karşıya. Nüfusun yaşlanma hızı Türkiye’de daha yavaş olsa da, yapısal reformların önemi her iki ülke için de geçerli. Tayland’ın borçluluk sorunu, Türkiye’nin de dikkate alması gereken bir uyarı niteliğinde. Ayrıca, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması sürecinde Tayland’ın yaşadığı zorluklar, Türkiye’nin de benzer fırsatları değerlendirmesi için stratejik planlama yapması gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye, kendi dinamikleriyle bu süreçte daha proaktif bir rol oynayabilir.