Uluslararası alanda Çin tarihi konusunda otorite kabul edilen 95 yaşındaki Profesör Wang Gungwu, son analizlerinde ABD'nin küresel güvenilirliğindeki erozyona ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in 'yalnızca parti Çin'i kurtarabilir' söyleminin tarihsel temellerine ışık tutuyor. Singapur Ulusal Üniversitesi'nde 2007'den bu yana profesör olarak görev yapan Wang, Çin tarihini uzun vadeli perspektiften ele alan çalışmaları ve Çin diasporası üzerine yazdığı eserlerle tanınıyor. Bu kapsamlı değerlendirme, Asya'daki güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Batı ile Çin arasındaki algı farkını gözler önüne seriyor.
Wang Gungwu'nun Perspektifi: ABD'nin Azalan Güvenilirliği
Profesör Wang, ABD'nin son yıllarda uluslararası toplum nezdindeki güvenilirliğinin ciddi biçimde aşındığını savunuyor. Ona göre, özellikle Trump döneminde izlenen tek taraflı politikalar ve müttefiklere yönelik tutarsız yaklaşımlar, ABD'nin küresel liderlik iddiasını zayıflattı. Biden yönetiminin bu güveni geri kazanma çabalarına rağmen, Wang, bu hasarın kalıcı olduğunu ve özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki ülkelerin ABD'nin taahhütlerine artık eskisi kadar itibar etmediğini belirtiyor.
Wang'a göre, Çin'in yükselişi yalnızca ekonomik büyümeyle sınırlı değil; aynı zamanda alternatif bir yönetim modelinin ve tarihsel anlatının yeniden inşasıyla da ilgili. Xi Jinping'in 'yalnızca parti Çin'i kurtarabilir' ifadesi, Çin Komünist Partisi'nin ülkeyi parçalanmadan ve kaostan kurtardığı tarihsel anlatıya dayanıyor. Wang, bu söylemin Çin toplumunda geniş kabul gördüğünü, çünkü partinin son yüzyılda ülkeyi modernleştirme ve küresel güç haline getirme başarısının yadsınamaz olduğunu ifade ediyor.
Küresel Güç Rekabeti ve Asya'nın Denge Arayışı
Wang Gungwu'nun analizleri, Asya ülkelerinin Çin ile ABD arasında bir denge kurma çabalarına da ışık tutuyor. Ona göre, bölge ülkeleri ne tamamen Çin'in yörüngesine girmek ne de ABD'nin çıkarlarına tamamen bağımlı olmak istiyor. Bu nedenle, Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin'in ekonomik fırsatlarından yararlanmayı sürdürürken, güvenlik garantileri için ABD ile ilişkilerini koruyor. Ancak Wang, ABD'nin güvenilirliğindeki düşüşün bu dengeyi giderek zorlaştırdığını ve bazı ülkelerin Çin'e daha yakın bir konuma kayabileceğini öngörüyor.
Profesör, Çin'in tarihsel hafızasının da bu süreçte önemli rol oynadığını vurguluyor. 19. yüzyılda Batılı güçlerin Çin'i parçaladığı 'Yüzyıllık Aşağılanma' dönemi, Çin'in kolektif bilincinde derin izler bıraktı. Bu nedenle, Xi yönetimi, ulusal birliği ve parti otoritesini her şeyin üzerinde tutuyor; çünkü tarihsel deneyim, zayıflığın dış müdahaleye davetiye çıkardığını gösteriyor. Wang, bu tarihsel perspektifin Batılı analistler tarafından çoğu zaman göz ardı edildiğini, ancak Çin'in kararlarını anlamak için kritik olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin çok yönlü dış politikası açısından önemli ipuçları barındırıyor. ABD'nin azalan güvenilirliği, Türkiye gibi bölgesel güçlerin bağımsız manevra alanını genişletebilir; ancak aynı zamanda ittifak bağlarının sorgulanmasına da yol açabilir. Çin'in yükselişi, Türkiye için ekonomik fırsatlar sunmakla birlikte, NATO üyeliği ve Batı ittifakı açısından dikkatli bir denge politikası gerektiriyor. Türkiye, hem ABD ile stratejik ortaklığını korumak hem de Çin ile artan ekonomik iş birliğini sürdürmek arasında hassas bir denge kurmak zorunda. Bu bağlamda, Wang'ın analizleri, Türkiye'nin gelecekte daha bağımsız ve çok kutuplu bir dünya düzenine hazırlıklı olması gerektiğini gösteriyor.