Taliban'ın 2021'de yönetimi devralmasından bu yana Afganistan, onlarca yıldır ilk kez büyük çaplı savaşlara sahne olmuyor. Ancak bu 'barış', ülkenin ekonomik çöküşü, yaygın açlık ve insan hakları ihlalleri ile gölgeleniyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Afgan nüfusunun yarısından fazlası (yaklaşık 23 milyon kişi) insani yardıma muhtaç durumda. Bu paradoks, Taliban yönetiminin uluslararası toplum tarafından tanınmaması ve uygulanan ekonomik yaptırımların sonucu olarak değerlendiriliyor.
Yoksulluk ve Açlık: Barışın Faturası
Afganistan'da Taliban'ın iktidara gelmesiyle birlikte uluslararası fonların büyük bölümü kesildi. Ülke ekonomisi, 2020'den bu yana yaklaşık yüzde 30 küçüldü. Dünya Bankası'na göre, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) 2020'de 20 milyar dolar civarındayken, 2023'te yaklaşık 14 milyar dolara geriledi. Bu düşüş, milyonlarca Afgan'ın temel gıda ve sağlık hizmetlerine erişimini kısıtladı. Dünya Gıda Programı (WFP), ülkede yaklaşık 15 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığını, bunların 3 milyonunun ise çocuk olduğunu açıkladı. Özellikle kırsal kesimde, kuraklık ve iklim değişikliği tarımı olumsuz etkilerken, kadınların çalışma hayatından dışlanması aile gelirlerini daha da düşürdü.
Uzmanlar, Taliban'ın ekonomik yönetimde yetersiz kaldığını ve para politikasında başarısız olduğunu belirtiyor. Afganistan Merkez Bankası'nın büyük bir kısmı hala dondurulmuş durumda ve ülke, kendi para birimi olan Afgani'yi basmakta zorlanıyor. Bu durum, döviz sıkıntısına ve enflasyonun yükselmesine neden oldu. Ayrıca, yerel bankaların büyük çoğunluğu kapanma noktasına gelirken, işletmeler sermaye bulmakta güçlük çekiyor. Öte yandan, uyuşturucu üretimi, Taliban'ın en büyük gelir kaynaklarından biri olmaya devam ediyor; ancak uluslararası baskılar nedeniyle bu kaynağın da sürdürülebilir olmadığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler: Yüksek Riskli Bir Denge
Afganistan'ın istikrarsızlığı, sadece ülke sınırlarıyla sınırlı değil. Komşu ülkeler, özellikle Pakistan ve İran, mülteci akınları ve radikalizmin yayılması riskiyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 2023 itibarıyla Pakistan'da 4 milyon, İran'da ise 3 milyon Afgan mülteci bulunduğunu rapor etti. Bu durum, bölgesel güvenlik sorunlarını derinleştiriyor. Ayrıca, uluslararası toplum Taliban'ı resmi olarak tanımıyor; çünkü Taliban, kız çocuklarının eğitimine ve kadınların çalışmasına getirilen yasaklar gibi insan hakları konularında taviz vermiyor. Bu durum, ülkeye yapılacak dış yardımların ve yatırımların önünü tıkıyor.
Bölgesel olarak, Çin ve Rusya, Taliban ile ekonomik ve güvenlik alanlarında iş birliği yapmaya istekli görünüyor. Çin, Afganistan'ın zengin maden yataklarına ilgi duyarken, Rusya ise ülkenin istikrarını kendi güvenliği açısından önemli görüyor. Ancak bu ülkelerin desteği, Batı'nın insan hakları odaklı yaklaşımından farklı bir çizgide ilerliyor. Taliban'ın yönetimi tanınmadan Afganistan'ın yeniden inşası ne kadar mümkün olabilir, bu tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Afganistan'daki bu hassas durum, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Türkiye, tarihsel olarak Afganistan'la güçlü bağlara sahip olup bölgede etkin bir aktör olarak öne çıkıyor. Taliban'ın tek taraflı hamleleri, uluslararası toplumun Afganistan'a yaklaşımını zorlaştırırken, Türkiye'nin arabuluculuk ve insani yardım alanındaki deneyimi ön plana çıkabilir. Ancak güvenlik açısından, Afganistan'da oluşabilecek güç boşluğu göç hareketleri ve terör örgütlerinin faaliyetlerini artırabilir; bu da Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Ayrıca Türkiye'nin NATO üyesi olarak Afganistan'daki askeri varlığı sona ermiş olsa da, diplomatik ve insani alanlarda aktif bir politika izlemesi bölgesel istikrar açısından kritik önemde.