ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin üzerinden beş yıl geçti. Taliban yönetimi, uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından tanınmıyor olsa da, Kabil'deki fiili iktidarını konsolide etmiş durumda. Bu tablo, demokratik ülkeler için rahatsız edici olduğu kadar, aynı zamanda stratejik bir gerçekliği de ortaya koyuyor: Taliban rejimi bir geçiş dönemi değil, kalıcı bir unsur. Bu nedenle, Batı'nın Afganistan'a yönelik politikasını yeniden düşünmesi ve insani, güvenlik ve insan hakları alanlarındaki angajmanını sürdürmesi hayati önem taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Ağustos 2021'de ABD ve NATO güçlerinin çekilmesiyle başlayan süreç, Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle sonuçlanmıştı. O tarihten bu yana, Batılı ülkeler Afganistan'daki diplomatik varlıklarını büyük ölçüde askıya aldı, ekonomik yardımları durdurdu ve ülkeye uygulanan yaptırımları sürdürdü. Ancak bu politikaların beklenen sonuçları doğurmadığı görülüyor. Taliban, güvenlik güçlerini yeniden yapılandırdı, ekonomik olarak zorluk çekse de yönetimini sürdürüyor. Üstelik, DAEŞ-Horasan gibi rakip örgütlerle mücadelede Batılı ülkelerle bilgi paylaşımı yapabilecek düzeyde bir işbirliği kapasitesine sahip olduğunu gösterdi.
Şu anda Afgan nüfusunun büyük bir kısmı insani krizle boğuşuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, ülkede 23 milyondan fazla insan gıda güvencesizliği yaşıyor. Kız çocuklarının orta öğretimden men edilmesi, kadınların çalışma haklarının kısıtlanması ve basın özgürlüğünün hedef alınması, Taliban yönetiminin insan hakları karnesinin en karanlık tablolarını oluşturuyor. Ancak Batı'nın tamamen izolasyon stratejisi, bu sorunların çözümünü kolaylaştırmadığı gibi, aksine Taliban'ın daha da katılaşmasına yol açtığı yönünde eleştiriler alıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Taliban'la angajman konusu, sadece Afganistan'ın iç meselesi değil. Bölgesel güvenlik açısından da kritik bir önem taşıyor. Pakistan, İran ve Orta Asya ülkeleri, Afganistan merkezli terör örgütlerinin faaliyetlerinden doğrudan etkileniyor. Batılı ülkeler, özellikle DAEŞ-Horasan tehdidiyle mücadelede Taliban'la sınırlı da olsa istihbarat paylaşımı yapmak durumunda kaldı. Ayrıca, Afganistan'ın istikrara kavuşması, uyuşturucu kaçakçılığı ve göç dalgalarının kontrolü açısından da belirleyici.
Demokratik değerlerin savunulması ile pragmatik güvenlik çıkarları arasında bir denge kurulması gerekiyor. Taliban'ın kadın hakları konusundaki tavizsiz tutumunu görmezden gelmek mümkün değil. Ancak ülkeyi tamamen yalnızlaştırmak, Afgan halkının acılarını artırmaktan başka işe yaramıyor. Bu nedenle, Avrupa Birliği ve ABD'nin, insani yardımların devamını sağlama, insan hakları izleme mekanizmalarını güçlendirme ve Taliban'ı uluslararası normlara zorlama adına diplomatik kanalları açık tutması büyük önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Taliban yönetimini diplomatik olarak tanımamakla birlikte, Kabil'deki büyükelçiliğini koruyarak nadir ülkelerden biri olmuştur. Bu durum, Türkiye'nin Afganistan'da istikrarın sağlanması ve insani krizin hafifletilmesi konusunda oynayabileceği kritik bir role işaret ediyor. Türkiye, geçmişte olduğu gibi, Taliban dahil taraflarla diyalog kurabilen ve bölgesel güvenlik konularında ağırlığı olan bir ülke olarak öne çıkıyor. Öte yandan, Afganistan'daki insani durumun iyileştirilmesi, göç akımlarının kontrolü ve ekonomik işbirliği imkanları, Türkiye'nin çıkarları açısından da önem taşıyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin, Batılı müttefiklerini Taliban'la daha yapıcı bir angajmana teşvik etmesi, hem insani hem de güvenlik açısından fayda sağlayabilir.