ABD'de açıklanan son istihdam verilerinin işgücü piyasasındaki zayıflığa işaret etmesi üzerine tahvil yatırımcıları, Federal Reserve'ün (Fed) bu ay içinde bir faiz artırımı daha yapacağına dair beklentilerini geri çekti. Piyasa fiyatlamaları, merkez bankasının para politikasında daha temkinli bir tutum izleyebileceğini gösteriyor.
Zayıf İstihdam Verisi Fed Beklentilerini Sarstı
ABD Çalışma Bakanlığı tarafından açıklanan istihdam raporu, tarım dışı istihdam artışının beklentilerin altında kaldığını ve işsizlik oranının değişmediğini ortaya koydu. Verilere göre, son dönemde işe alımlar yavaşlarken, ücret artışları da ılımlı seyrediyor. Bu tablo, Fed'in enflasyonla mücadelede faiz artırımlarına devam edip etmeyeceği konusunda soru işaretleri yarattı.
Tahvil piyasasında işlem yapan yatırımcılar, Fed'in bir sonraki toplantısında faiz artırımı yapma olasılığını düşük görmeye başladı. Fed fon vadeli işlemleri, faiz artırımı ihtimalini yüzde 20'nin altına indirdi. Önceki günlerde bu oran yüzde 40'ın üzerindeydi. Ayrıca, 10 yıllık ABD Hazine tahvili faizi, verinin ardından 10 baz puanın üzerinde düşüş gösterdi. Bu hareket, piyasanın daha düşük faiz ortamı beklediğini yansıtıyor.
Fed Başkanı Jerome Powell ve diğer yetkililer, son açıklamalarında enflasyonun hâlâ hedefin üzerinde olduğunu ve gerekirse ek sıkılaştırmaya gidilebileceğini belirtmişti. Ancak istihdam verisinin ardından bazı Fed yetkilileri, faiz artırımı konusunda aceleci olunmaması gerektiğini ima etti. Örneğin, Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee, enflasyonun yavaşladığını ancak işgücü piyasasının soğuması gerektiğini söyledi. Bu tür açıklamalar, piyasa beklentilerini etkiledi.
Küresel Piyasalara Yansımaları
ABD'deki faiz belirsizliği, küresel piyasaları da yakından ilgilendiriyor. Dünya genelinde merkez bankaları, Fed'in politikalarını yakından takip ediyor. Fed'in faiz artırımını yavaşlatması, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını artırabilir ve doların değerini düşürebilir. Bu durum, özellikle yüksek dış borcu olan ülkeler için olumlu bir gelişme olarak yorumlanıyor. Ancak, Fed'in beklenenden daha güvercin bir tutum sergilemesi, enflasyonun yeniden yükselmesine yol açabilir ve bu da uzun vadede risk oluşturabilir.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası (BOJ) gibi kurumlar, kendi para politikalarını belirlerken Fed'in adımlarını dikkate alıyor. ECB, enflasyonla mücadelede faiz artırımlarına devam ederken, BOJ ultra gevşek politikasını sürdürüyor. Fed'in daha az agresif olması, bu bankaların da daha temkinli hareket etmesine neden olabilir. Küresel tahvil piyasalarında faizlerin düşmesi, hisse senedi piyasalarını da olumlu etkileyebilir; nitekim verinin ardından ABD borsaları günü yükselişle kapattı.
Diğer yandan, petrol fiyatları ve emtia piyasaları da Fed'in faiz kararına duyarlı. Dolar endeksinin gerilemesi, altın ve petrol fiyatlarını destekleyebilir. Analistler, Fed'in faiz artırım döngüsünün sonuna yaklaşıldığına dair sinyallerin güçlendiğini belirtiyor. Ancak, enflasyonun seyri ve jeopolitik riskler, belirsizliğin sürmesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed'in faiz artırım beklentilerinin azalması, Türkiye ekonomisi açısından kısa vadede olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Doların küresel olarak zayıflaması, TL üzerindeki baskıyı hafifletebilir ve Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini düşürebilir. Ayrıca, gelişmekte olan piyasalara yönelebilecek sermaye akışı, Türkiye'ye de sıcak para girişini artırabilir. Ancak, Türkiye'nin kendi iç enflasyon ve faiz politikaları, bu etkinin sınırlı kalmasına yol açabilir. Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz indirim döngüsü, Fed'in adımlarından bağımsız olarak TL'de değer kaybına neden olabilir. Yine de Fed'in daha az şahin olması, TCMB'ye manevra alanı sağlayabilir ve piyasa oynaklığını azaltabilir.