Küresel ekonomi, hükümetlerin artan borç yükleri ve yükselen tahvil faizleri nedeniyle yeni bir devlet borcu krizi riskiyle karşı karşıya. Son dönemde başta ABD olmak üzere birçok ülkede tahvil faizleri hızla yükselirken, piyasa oyuncuları ve ekonomistler bu durumun sürdürülebilirliğini sorguluyor. Kriz endişeleri, pandemi sonrası genişleyen kamu harcamaları ve merkez bankalarının sıkılaşma politikalarıyla daha da arttı.
Devlet Borçlarında Tarihi Artış
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, küresel kamu borcu 2023 itibarıyla 97 trilyon doları aşarak dünya GSYH'sinin yüzde 90'ına ulaştı. Bu oran, 2008 küresel finans krizinden bu yana en yüksek seviye. ABD'de federal borç 34 trilyon doları geçerken, Japonya ve birçok Avrupa ülkesi de benzer şekilde yüksek borç stoklarıyla mücadele ediyor. Pandemi döneminde uygulanan teşvik paketleri ve enerji kriziyle mücadele için yapılan harcamalar, borçların katlanmasında etkili oldu.
Öte yandan, merkez bankalarının enflasyonla mücadele için faiz oranlarını agresif şekilde artırması, borçlanma maliyetlerini yükseltti. ABD Merkez Bankası (Fed), 2022'den bu yana politika faizini 525 baz puan artırarak yüzde 5,25-5,50 aralığına çekti. Avrupa Merkez Bankası (ECB) da benzer bir yol izledi. Bu durum, hükümetlerin borç çevirme maliyetlerini artırarak bütçe açıklarını derinleştiriyor.
Piyasalarda Satış Dalgası
Tahvil piyasalarında son haftalarda sert satışlar görüldü. ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,5'in üzerine çıkarak 2007'den bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Benzer şekilde, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde de tahvil faizleri yükseliş eğiliminde. Yatırımcılar, enflasyonun kalıcı olabileceği ve merkez bankalarının faizleri uzun süre yüksek tutacağı endişesiyle tahvillerden uzaklaşıyor.
Uzmanlar, bu durumun gelişmekte olan ülkeler için daha büyük risk oluşturduğunu belirtiyor. Yükselen faizler, bu ülkelerin dış borçlanma maliyetlerini artırarak sermaye çıkışlarına ve yerel para birimlerinde değer kaybına yol açabilir. Dünya Bankası, borç kırılganlığı yüksek ülkelerin yakından izlenmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Merkez Bankalarının İkilemi
Merkez bankaları, bir yandan enflasyonu kontrol altına almak için faizleri yüksek tutarken, diğer yandan artan borç yükü nedeniyle ekonomik büyümeyi destekleme baskısı altında. Bu ikilem, para politikasının etkinliğini azaltıyor. Fed Başkanı Jerome Powell, son açıklamalarında enflasyonla mücadelede kararlı olduklarını yinelese de piyasalar, olası bir resesyon riskini fiyatlamaya başladı.
Uluslararası finans kuruluşları, hükümetleri mali disipline davet ediyor. IMF, borç sürdürülebilirliği için yapısal reformların şart olduğunu vurguluyor. Ancak siyasi konjonktür, birçok ülkede kemer sıkma politikalarını zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil faizlerindeki yükseliş, Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ülkeler için önemli riskler barındırıyor. Türkiye'nin yüksek dış borç çevirme ihtiyacı ve cari açık, küresel faizlerin yükselmesiyle daha maliyetli hale gelebilir. Ancak son dönemde uygulanan sıkı para politikası ve makro ihtiyati tedbirler, kırılganlıkları azaltmayı amaçlıyor. Yine de küresel borç krizi derinleşirse, Türkiye'nin sermaye akımları ve kur istikrarı olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle, uluslararası piyasalardaki gelişmelerin yakından izlenmesi ve esnek politika duruşunun korunması kritik önem taşıyor.