Küresel piyasalarda devlet tahvili faizleri hızla yükseliyor. İnatçı enflasyon, şirketlerin artan sermaye ihtiyacı ve hükümetlerin şişen borç yükü, tahvil fiyatlarını aşağı çekerken faizleri yukarı itiyor. Bu gelişme, yalnızca tahvil portföyü olan yatırımcılar için değil, mortgage kredisi kullanan ev sahiplerinden şirketlere kadar geniş bir kesim için maliyetleri artırıyor. Piyasalar, merkez bankalarının faiz indirimlerini erteleyebileceğini fiyatlıyor.
Yükselişin Arkasındaki Üç Dinamik
Son haftalarda ABD 10 yıllık Hazine tahvili faizi yüzde 4,5'in üzerine çıkarak yılın en yüksek seviyelerine ulaştı. Almanya, İngiltere ve Japonya'da da benzer bir eğilim gözleniyor. Bu yükselişin arkasında üç temel faktör var:
1. İnatçı enflasyon: ABD'de çekirdek enflasyon yüzde 3,8 seviyesinde seyrediyor ve hizmet fiyatlarındaki katılık devam ediyor. Euro Bölgesi'nde enflasyon yüzde 2,6 ile hedefin üzerinde. Bu durum, merkez bankalarının politika faizlerini beklenenden daha uzun süre yüksek tutacağı beklentisini güçlendiriyor.
2. Şirketlerin sermaye talebi: Pandemi sonrası yatırımlarını artıran şirketler, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme için büyük miktarda tahvil ihraç ediyor. Bu arz artışı, tahvil fiyatlarını baskılıyor.
3. Kamu borçları: ABD'de federal borç 34 trilyon doları aşmış durumda. Japonya'da borç/GSYH oranı yüzde 260'ı buluyor. Hükümetlerin artan borçlanma ihtiyacı, tahvil arzını artırarak faizleri yukarı çekiyor. Çin'in ekonomik yavaşlaması ve jeopolitik gerilimler de belirsizliği artırıyor.
Etkiler Sadece Tahvil Piyasasıyla Sınırlı Değil
Tahvil faizleri, küresel finansmanın temel taşıdır. Yükselen faizler, ipotek kredisi faizlerini ve şirket borçlanma maliyetlerini artırır. Hisse senedi değerlemeleri üzerinde baskı oluşturur; çünkü yatırımcılar daha yüksek risksiz getiri elde edebilecekleri tahvillere yönelebilir. Doların değer kazanması, gelişmekte olan ülke para birimlerini zayıflatır ve sermaye çıkışlarına neden olur.
Örneğin, ABD'de 30 yıllık mortgage faizi yüzde 7'yi aşmış durumda. Bu, konut talebini düşürürken inşaat sektörünü yavaşlatıyor. Avrupa'da ise şirketlerin borçlanma maliyetleri artıyor, yatırım kararları erteleniyor. Gelişmekte olan ülkeler için durum daha vahim: Türkiye, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkelerin dış borçlanma maliyetleri yükseliyor, cari açıkları finanse etmek zorlaşıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, küresel borç seviyelerinin sürdürülebilirliği konusunda uyarılarda bulunuyor. Özellikle düşük gelirli ülkelerin borç krizi riski artıyor. Yatırımcılar, tahvil piyasalarındaki dalgalanmanın merkez bankalarının para politikası adımlarına bağlı olarak devam edeceğini öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil faizlerindeki yükseliş, Türkiye ekonomisi için önemli riskler barındırıyor. Türkiye'nin dış borcu 450 milyar doları aşmış durumda ve cari açık finansmanı için yabancı sermayeye ihtiyaç duyuyor. ABD'de faizlerin yüksek kalması, Türkiye'ye yönelik portföy yatırımlarını azaltabilir ve TL üzerinde baskı oluşturabilir. Merkez Bankası'nın faiz indirim döngüsüne başlaması zorlaşır; çünkü küresel faizler yüksekken TL'de değer kaybı riski artar. Ayrıca, yükselen borçlanma maliyetleri, Hazine'nin dış borç çevrimini pahalılaştırabilir. Türkiye'nin enflasyonla mücadelesi ve cari denge hedefleri, bu küresel konjonktürde daha da zorlu hale geliyor.