Uluslararası Para Fonu (IMF), 2019'dan bu yana ilk kapsamlı program tasarımı değerlendirmesini başlatırken, gelişmekte olan ülkelerde yaygın borç sıkıntısı ve artan finansal kırılganlıklar, Fon'un kredi koşulluluk çerçevesini yeniden şekillendirmesini gerekli kılıyor. IMF Yönetim Kurulu'nun bu yıl içinde tamamlaması beklenen değerlendirme, özellikle düşük gelirli ülkelere yönelik programların üç temel özelliğine odaklanacak: borç sürdürülebilirliği analizleri, koşulluluk tasarımı ve sosyal harcamaların korunması. Bu alanların her biri, küresel borç krizinin derinleştiği bir dönemde ciddi reform ihtiyacı gösteriyor.
Borç Sıkıntısı ve Program Tasarımının Arka Planı
IMF'nin program tasarımına ilişkin yönergeleri, ilk kez 2018'de güncellenmiş, 2019'da ise kapsamlı bir değerlendirme süreci başlatılmıştı. Ancak o günden bu yana küresel ekonomi köklü biçimde değişti: Kovid-19 salgını, Rusya-Ukrayna savaşı, enflasyon dalgası ve faiz oranlarındaki hızlı artış, birçok ülkenin borç yükünü taşınamaz hale getirdi. Sri Lanka, Zambiya, Gana ve Etiyopya gibi ülkeler temerrüde düştü ya da borç yeniden yapılandırma sürecine girdi. IMF'nin kendi verilerine göre, düşük gelirli ülkelerin yüzde 60'ından fazlası borç sıkıntısı ya da yüksek borç riski altında bulunuyor.
Bu koşullar altında Fon'un geleneksel yaklaşımı — mali konsolidasyon ve yapısal reformlar karşılığında finansman sağlamak — giderek daha fazla eleştiriliyor. Borçlu ülkeler, kemer sıkma önlemlerinin büyümeyi baskıladığını ve borç sürdürülebilirliğini daha da bozduğunu savunuyor. IMF içindeki bazı yetkililer de program tasarımının ülkeye özgü koşullara daha fazla uyum sağlaması gerektiğini kabul ediyor.
Değerlendirme sürecinde öne çıkan üç başlık şöyle:
1. Borç sürdürülebilirliği analizi: IMF'nin borç sürdürülebilirliği analizleri, özel alacaklıların katılımını yeterince hesaba katmıyor. Çin ve özel tahvil sahipleri gibi yeni alacaklıların ortaya çıkması, borç yeniden yapılandırmasını karmaşıklaştırıyor. Fon'un, borç yükünü değerlendirirken tüm alacaklı sınıflarını şeffaf biçimde kapsaması gerekiyor.
2. Koşulluluk tasarımı: Program koşullarının sayısı ve kapsamı, ülkelerin politika alanını daraltabiliyor. IMF, koşulluluğu daha az ama daha etkili hale getirmeyi, öncelikleri netleştirmeyi ve yerel sahiplenmeyi artırmayı hedeflemeli. Ayrıca, iklim değişikliği ve dijitalleşme gibi yeni küresel zorluklar da program tasarımına entegre edilmeli.
3. Sosyal harcamaların korunması: Kemer sıkma programları sık sık eğitim, sağlık ve sosyal yardım harcamalarında kesintiye yol açıyor. IMF, sosyal harcamalar için tabanlar belirleyerek en kırılgan kesimleri korumalı. Bu, hem toplumsal istikrar hem de programların sürdürülebilirliği açısından kritik.
Bölgesel ve Küresel Boyut
IMF'nin program tasarımındaki reform arayışı, küresel finansal mimarideki güç dengelerinin değişmesiyle yakından ilgili. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında artan kreditör rolü, Batılı ülkelerin etkisini azaltırken, borç yeniden yapılandırmalarında Paris Kulübü dışı aktörlerin masaya gelmesini zorunlu kılıyor. Öte yandan, BRICS ülkelerinin alternatif finansal kurumlar kurma çabaları, IMF'nin meşruiyetini ve etkinliğini sorgulatıyor.
Gelişmekte olan ülkeler, IMF programlarının daha esnek, öngörülebilir ve ülke sahipliğine dayalı olmasını talep ediyor. Sivil toplum kuruluşları ise insan hakları ve çevre standartlarının programlara dahil edilmesi çağrısı yapıyor. IMF Başkanı Kristalina Georgieva, reform sürecinde "daha yeşil, daha dijital ve daha kapsayıcı" bir yaklaşım benimseyeceklerini açıkladı, ancak somut adımlar henüz belirsiz.
Değerlendirmenin sonuçları, önümüzdeki dönemde IMF ile borçlu ülkeler arasındaki ilişkileri belirleyecek. Eğer Fon, borç sürdürülebilirliği analizlerini güncellemez ve koşulluluğu yumuşatmazsa, birçok ülke alternatif finansman arayışına yönelebilir. Bu da IMF'nin küresel kriz yönetimindeki merkezi rolünü zayıflatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, IMF ile uzun süredir stand-by anlaşması yapmayan ancak Fon'un analiz ve gözetim süreçlerinden etkilenen bir ülke konumunda. Artan dış borç ve cari açık, Türkiye'yi IMF programlarının dolaylı etkisine açık hale getiriyor. Fon'un borç sürdürülebilirliği ve koşulluluk reformları, Türkiye'nin olası bir finansman ihtiyacında daha esnek seçenekler sunabilir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelere yönelik daha az kemer sıkma odaklı programlar, küresel risk iştahını artırarak Türkiye'ye sermaye girişini destekleyebilir. Ancak IMF'nin Çin ve özel alacaklıları kapsayan yeni borç mimarisi, Türkiye'nin enerji ve altyapı projelerindeki dış finansman dengelerini de etkileyebilir.