Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Kızıldeniz'de artan Husi tehditleri karşısında ABD Başkanı Donald Trump'ı telefonla arayarak Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik askeri saldırı düzenlenmesi çağrısında bulundu. Edinilen bilgilere göre Veliaht Prens, Perşembe günü Başkan Trump ile iki kez telefonda görüştü. Görüşmelerde, Husilerin Kızıldeniz'deki uluslararası deniz trafiğine yönelik saldırılarının bölgesel güvenliği tehdit ettiği ve küresel ticareti olumsuz etkilediği vurgulandı. Suudi tarafı, ABD'nin Husilere karşı daha sert bir askeri yanıt vermesi konusunda ısrarcı oldu.
Görüşmenin Arka Planı ve Bölgesel Gerilim
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Başkan Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmeleri, Yemen'deki Husi isyancıların Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşti. Husiler, İsrail'e destek veren ülkelerin gemilerini hedef aldıklarını açıklamış ve bu saldırılar nedeniyle birçok uluslararası deniz taşımacılığı şirketi Kızıldeniz güzergahını kullanmayı askıya almıştı. Bu durum, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan küresel ticaretin önemli ölçüde aksamasına ve nakliye maliyetlerinin artmasına yol açtı. Suudi Arabistan, Husilerin Kızıldeniz'deki faaliyetlerini kendi ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak görüyor ve bu tehdidin ortadan kaldırılması için ABD'nin askeri gücünden faydalanmak istiyor.
Görüşmenin detaylarına ilişkin olarak Axios'un haberine göre, Veliaht Prens, Trump'a Husilerin sadece deniz trafiğini değil, aynı zamanda Suudi Arabistan'ın güney sınırlarını ve petrol altyapısını da hedef aldığını iletti. Suudi Arabistan, son aylarda Husiler tarafından düzenlenen füze ve insansız hava aracı saldırılarına maruz kalmış, ancak bu saldırıların çoğu Suudi hava savunma sistemleri tarafından engellenmişti. Buna rağmen, Riyad yönetimi, Husilerin elindeki silahların İran tarafından desteklendiğini ve bu tehdidin kalıcı olarak ortadan kaldırılması için kapsamlı bir askeri operasyonun şart olduğunu savunuyor.
ABD Başkanı Donald Trump ise geçmişte Husileri terör örgütü olarak tanımlama ve onlara karşı sert önlemler alma konusunda istekli olduğunu göstermişti. Ancak Trump yönetiminin, Orta Doğu'da yeni bir askeri çatışmaya girme konusunda temkinli olduğu biliniyor. Özellikle İran ile yaşanan gerilimin yumuşadığı bir dönemde, Husilere yönelik geniş çaplı bir operasyonun İran'ı yeniden karşı karşıya getirebileceği endişesi taşınıyor. Yine de Suudi Arabistan'ın bölgedeki stratejik önemi ve ABD ile olan uzun süreli ittifakı, Washington'un bu talebe sıcak bakabileceği yönünde yorumlara neden oluyor.
Kızıldeniz'deki Dengeler ve Uluslararası Yansımalar
Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husi saldırıları nedeniyle birçok gemi rotasını Ümit Burnu'na çevirmek zorunda kaldı; bu da Asya-Avrupa arasındaki nakliye sürelerini ortalama 10 gün uzatarak maliyetleri artırdı. Bu durum, küresel enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluştururken, özellikle Avrupa ve Asya ekonomilerini olumsuz etkiliyor. ABD, uluslararası koalisyon güçleriyle birlikte Kızıldeniz'de deniz güvenliğini sağlamak için "Refah Muhafızı" adlı operasyonu yürütüyor. Ancak Husilerin saldırılarına tam olarak engel olunamaması, operasyonun etkinliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Suudi Arabistan'ın doğrudan ABD'den askeri müdahale talep etmesi, bölgesel bir aktör olarak Riyad'ın kendi güvenlik kapasitesini yeterli görmediğini gösteriyor. Suudi Arabistan, Yemen'de yıllardır süren iç savaşta Husilere karşı koalisyon güçlerine liderlik etmiş, ancak bu mücadelede kesin bir başarı elde edememişti. Husilerin askeri kapasitesini artırması ve İran'dan aldığı destek, Suudi Arabistan'ı daha güçlü bir müttefik arayışına itiyor. ABD'nin olası bir askeri müdahalesi, Husilerin askeri altyapısını zayıflatabilir, ancak aynı zamanda Yemen'deki insani krizi daha da derinleştirebilir ve bölgesel istikrarsızlığı artırabilir.
Trump yönetiminin bu talebe nasıl yanıt vereceği henüz netleşmedi. Beyaz Saray'dan konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak ABD'nin, Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerini dikkate alarak Husilere yönelik hedefli saldırıları artırabileceği veya istihbarat paylaşımını güçlendirebileceği öngörülüyor. Öte yandan, ABD'nin doğrudan bir askeri operasyona girişmesi, İran ile nükleer müzakereleri de olumsuz etkileyebilir. Tahran yönetimi, Husileri desteklediğini kabul etmese de, bölgedeki vekil güçler üzerinden nüfuzunu koruyor. ABD'nin Husilere yönelik geniş çaplı bir saldırısı, İran'ın bölgedeki stratejik hesaplarını bozabilir ve misilleme riskini artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kızıldeniz'deki istikrarsızlık ve olası bir ABD-Husi çatışması, Türkiye'nin bölgesel ekonomik ve güvenlik çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Kızıldeniz, Türkiye'nin Asya ve Afrika ile yaptığı deniz ticareti için hayati bir güzergah. Husi saldırıları nedeniyle artan nakliye maliyetleri ve uzayan teslimat süreleri, Türk ihracatçısını olumsuz etkiliyor. Ayrıca, olası bir askeri müdahale, bölgede yeni bir gerilim dalgası yaratarak Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik dengelerini zorlaştırabilir. Türkiye, Yemen krizinde tarafsız bir tutum izleyerek insani yardımlara odaklanmayı tercih ediyor. Ancak ABD'nin Husilere yönelik saldırıları, İran ile ilişkileri gerebileceği gibi, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü de sınırlayabilir. Bu nedenle Ankara'nın, Kızıldeniz'de barış ve istikrarın korunması için diplomasiye ağırlık vermesi ve taraflar arasında diyalog çağrısı yapması bekleniyor.