Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma paktı, Orta Doğu'da yeni bir güç dengesinin habercisi olarak yorumlanıyor. Anlaşma, üç ülkeyi kolektif savunma taahhüdü altında birleştirirken, NATO'nun ikinci büyük ordusuna, İslam dünyasının tek nükleer gücüne ve İslam'ın en kutsal mekanlarının koruyucusuna ortak bir zemin sağlıyor. Peki bu pakt, İran'a karşı gerçek bir caydırıcılık unsuru mu oluşturacak?
Paktın arka planı ve kapsamı
Son haftalarda Riyad, Ankara ve İslamabad arasında yoğunlaşan diplomatik trafik, üç ülkenin savunma bakanlarını bir araya getirdi. Görüşmelerin ardından yapılan ortak açıklamada, üç ülkenin güvenlik ittifakı kuracakları ve herhangi bir saldırı durumunda dayanışma içinde hareket edecekleri belirtildi. Anlaşma metni, askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayi alanında iş birliğini kapsıyor.
Uzmanlara göre paktın en kritik boyutu, Suudi Arabistan'ın güvenlik garantileri arayışı. Riyad, Yemen'deki Husilere karşı sürdürdüğü askeri operasyonlarda ve İran'la artan gerilimde yalnız kalmıştı. Türkiye'nin NATO'nun en kalabalık ikinci ordusuna sahip olması ve Pakistan'ın nükleer gücü, Suudi Arabistan'a stratejik derinlik katıyor. Pakistan'ın, Suudi Arabistan'ın güvenliğini kendi güvenliğiyle eşdeğer gördüğü bilinen bir kırmızı çizgi. Bu durum, İran'a yönelik açık bir mesaj olarak okunuyor.
Anlaşmanın bir diğer ayağı ise savunma sanayi iş birliği. Türkiye'nin insansız hava araçları (İHA) ve zırhlı araçlar alanındaki atılımı, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın bu alandaki talebiyle buluşuyor. Üç ülke, ortak üretim tesisleri kurmayı ve teknoloji transferini hızlandırmayı planlıyor. Bu, paktı sadece bir askeri ittifak olmaktan çıkarıp ekonomik bir ortaklığa dönüştürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Ortadoğu'nun jeopolitik haritası, bu paktla birlikte yeniden çiziliyor. Suudi Arabistan ve İran arasındaki bölgesel nüfuz mücadelesi, yıllardır Yemen, Suriye ve Irak üzerinden yürüyor. Bu pakt, Riyad'ın elini güçlendirirken Tahran'ı da tedirgin ediyor. İran'ın, İsrail'e yönelik son askeri harekatları ve nükleer programı zaten bölgeyi gererken, bu ittifak İran'a karşı kurulmuş bir cephe olarak algılanabilir.
Küresel güçlerin tepkisi ise merak konusu. ABD, Suudi Arabistan'la geleneksel müttefiklik bağlarını sürdürmekle birlikte, Çin ve Rusya ile artan iş birliği, Riyad'ın Ankara ve İslamabad'a yönelmesini tetiklemiş olabilir. NATO içinde Türkiye'nin bu paktı, ittifakın Orta Doğu politikalarıyla uyumlu mu değil mi tartışmalarına yol açıyor. Uzmanlar, bu paktın ABD-İsrail hattını doğrudan tehdit etmediğini ancak bölgedeki denklemleri değiştirebileceğini belirtiyor.
Pakistan'ın bu paktaki rolü, yalnızca askeri değil aynı zamanda diplomatik. Pakistan, uzun süredir Orta Doğu'da dengeli bir politika izlemeye çalışıyor; Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk girişimleri de olmuştu. Bu pakt, Pakistan'ın bu dengeyi gözden geçirdiğinin işareti olarak değerlendiriliyor. Ayrıca, Kaşmir sorunu ve Hindistan'la yaşanan gerilim, Pakistan'ın bu ittifaktan dolaylı olarak destek aradığı yorumlarına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu savunma paktı, Türk dış politikası açısından önemli bir açılım. Türkiye, Katar'daki askeri üssü ve Libya'daki angajmanlarıyla bölgesel bir güç olduğunu göstermişti; bu paktla birlikte Körfez'deki ağırlığı daha da artıyor. Ankara için bu anlaşma, Batı ittifakına bağımlılığını azaltırken, Doğu dünyasındaki liderlik rolünü güçlendiren bir hamle olarak okunabilir. Ekonomik olarak, savunma sanayi ihracatına kapı açması ve iş birlikleri, Türkiye'nin dış ticaret açığını kapatmaya katkı sağlayabilir. Ancak, İran'la ticari ilişkileri de göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin bu paktın İran'a karşı bir cephe oluşturmamasına özen göstermesi gerektiği belirtiliyor. Aksi halde, Tahran'la enerji bağımlılığı ve bölgesel iş birlikleri tehlikeye girebilir. Genel olarak, pakt Türkiye'ye stratejik ve ekonomik avantajlar sunarken, dış politikasını dengeleme konusunda da yeni sınavlar getiriyor.