Yemen'de uzun süredir devam eden çatışmada dengeler yeniden değişiyor. Ansar Allah (Husi) güçlerinin 10 Eylül 2026'da Yemen'in Kızıldeniz kıyı şeridini ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki stratejik adaları ele geçirmesi, Suudi Arabistan'ı doğrudan askeri müdahaleye yöneltti. Ekim ayı başında Suudi destekli hükümet güçleri, kaybedilen bölgeleri geri almak için karşı saldırı başlattı. Bu gelişme, yıllardır süren ve bölgesel güçlerin vekalet savaşına dönüşen Yemen krizinde yeni bir aşamaya işaret ediyor.
Çatışmanın arka planı ve stratejik hesaplar
Ansar Allah'ın Eylül ayındaki ilerleyişi, Yemen'in en kritik deniz geçiş noktalarından biri olan Bab el-Mendeb Boğazı'nı tamamen kontrol altına almasıyla sonuçlandı. Bu boğaz, küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği, Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz yolunu oluşturuyor. Husi güçlerinin kıyı şeridini ve adaları ele geçirmesi, yalnızca Yemen iç savaşının seyrini değil, aynı zamanda Kızıldeniz'deki uluslararası deniz güvenliğini de doğrudan etkiledi.
Suudi Arabistan'ın karşı saldırı kararı, Riyad'ın güvenlik endişelerini yansıtıyor. Suudi yetkililer, Husi kontrolünün İran'ın bölgedeki etkisini artıracağını ve Suudi topraklarına yönelik tehdidi büyüteceğini savunuyor. 2015'ten bu yana Suudi öncülüğündeki koalisyonun Yemen'deki askeri varlığı, çatışmanın yıkıcı insani boyutunu da beraberinde getirdi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, savaş boyunca on binlerce sivil hayatını kaybetti ve milyonlarca kişi yerinden edildi.
Suudi destekli hükümet güçlerinin ekim başındaki karşı saldırısı, ilk aşamada sınırlı bölgelerde yoğunlaşıyor. Askeri uzmanlar, Husi güçlerinin kıyı bölgelerindeki savunma hatlarının güçlü olduğunu ve çatışmanın uzun sürebileceğini belirtiyor. Ayrıca, Husilerin insansız hava araçları ve balistik füzelerle Suudi Arabistan'ın güney bölgelerini hedef alması, çatışmanın yayılma riskini artırıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Yemen'deki tırmanma, bölgesel güç dengesini de etkiliyor. İran, Husilere verdiği destekle bilinirken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri koalisyon içinde farklı önceliklere sahip. BAE destekli güçlerin güneyde ayrılıkçı hareketlerle ilişkisi, Suudi Arabistan'ın kontrolünü zayıflatabilecek bir faktör olarak öne çıkıyor. Öte yandan, ABD ve Batılı ülkeler, Kızıldeniz'deki deniz trafiğinin güvenliği konusunda endişeli. Husi kontrolündeki kıyı şeridi, uluslararası deniz kuvvetlerinin operasyonlarını zorlaştırabilir.
Küresel ekonomi açısından, Bab el-Mendeb'deki istikrarsızlık, enerji fiyatları ve deniz taşımacılığı maliyetleri üzerinde baskı oluşturuyor. Sigorta şirketleri, bölgeden geçen gemiler için primleri artırmış durumda. Uzmanlar, çatışmanın uzaması halinde küresel tedarik zincirlerinde aksamalar yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
Diplomatik cephede ise Birleşmiş Milletler ve bölgesel aktörler, taraflar arasında ateşkes sağlanması için çabalarını sürdürüyor. Ancak sahadaki askeri hareketlilik, müzakerelerin önündeki en büyük engel. Suudi Arabistan'ın karşı saldırısı, Husilerin elini güçlendirebilir ve çatışmayı daha da derinleştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde diplomatik çözümden yana tavır alırken, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık doğrudan Türk dış ticaretini ve enerji güvenliğini etkiliyor. Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki Husi kontrolü, Türkiye'nin Asya ve Afrika'ya uzanan deniz ticaret hatlarında risk oluşturuyor. Ayrıca, çatışmanın tırmanması, bölgede insani krizin derinleşmesine yol açarak Türkiye'nin insani yardım politikalarını da baskı altına alabilir. Ankara, Suudi Arabistan ve İran arasında denge gözetirken, Kızıldeniz'deki güvenlik dinamiklerini yakından izlemek durumunda.