Suudi Arabistan, İran'ın cesaretlenen saldırıları karşısında ABD'den beklediği askeri desteği alamayınca stratejik bir şok yaşıyor. Analistler, Veliaht Prens Muhammed bin Salman'ın Trump yönetiminden umduğunu bulamadığını ve krallığın son yıllardaki en ciddi güvenlik kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. İran yanlısı güçlerin artan tehditleri ve ABD'nin bölgedeki tutumu, Riyad'ın dış politikasında köklü bir revizyonu gündeme getirebilir.
İran'ın Cesaretlenen Saldırıları ve ABD'nin Tutumu
Suudi Arabistan, son aylarda İran'ın desteklediği Husiler ve diğer vekil güçlerin saldırılarıyla sarsılıyor. Eylül 2019'da Suudi petrol tesislerine yapılan ve dünya petrol arzının yarısını vuran saldırının ardından Riyad, ABD'den sert bir karşılık bekledi ancak Washington yönetimi yalnızca sembolik yaptırımlarla yetindi. Trump yönetiminin, Suudi Arabistan'a daha fazla askeri destek sağlamak yerine İran ile olası bir müzakere sürecine kapı aralaması, Riyad'da hayal kırıklığı yarattı.
Analistler, Trump'ın 2020 seçimleri öncesinde Orta Doğu'da yeni bir çatışmaya girmekten kaçındığını ve Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerini yeterince ciddiye almadığını vurguluyor. Son olarak İran'a yönelik artırılmış yaptırımlar ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığını gözden geçirmesi, Riyad'ı alternatif müttefik arayışlarına itiyor. Suudi yetkililer, Rusya ve Çin ile ilişkileri derinleştirmeyi tartışırken, ABD ile olan ittifakın sorgulanması bölgesel dengeleri sarsabilir.
Suudi Arabistan'ın Artan Yalnızlığı ve Bölgesel Sonuçları
Suudi Arabistan'ın en büyük korkusu, İran'ın nükleer programını hızlandırması ve bölgedeki Şii milisleri daha agresif kullanması. ABD'nin Irak ve Suriye'den çekilme sinyalleri, Riyad'ın güvenlik şemsiyesinin zayıfladığı algısını güçlendiriyor. Buna karşın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte İsrail ile ilişkileri normalleştirme adımları atarak yeni ittifaklar arıyor. Ancak bu girişimler, İran'ın bölgesel etkisini dengelemekte yetersiz kalıyor.
Uzmanlara göre, Suudi Arabistan'ın "en kötü senaryo" olarak nitelendirdiği durum, İran'ın nükleer silah edinmesi ve ABD'nin bölgeden tamamen çekilmesi. Bu senaryo, Suudi Arabistan'ı kendi nükleer programını başlatmaya ve Rusya'dan S-400 füze savunma sistemi almaya itebilir. Zaten Riyad, Moskova ile askeri işbirliğini artırma sinyalleri veriyor. Bu gelişmeler, Orta Doğu'da yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın ABD'den beklediği desteği alamaması ve İran karşısında yalnız kalması, Türkiye için hem fırsat hem de risk oluşturuyor. Ankara, son yıllarda Riyad ile ilişkilerini onarmaya çalışırken, İran ile de diyalog kanallarını açık tutuyor. Eğer Suudi Arabistan yönünü Rusya ve Çin'e çevirirse, Türkiye'nin bölgesel denge politikası zorlaşabilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki etkisinin azalması, Türkiye'nin güvenlik hesaplarını yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Körfez'de istikrarın bozulması, enerji fiyatları ve ticaret yolları üzerinden Türkiye ekonomisini de olumsuz etkileyebilir.