Yemen'deki Husiler cumartesi günü Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı hedef alan balistik füze saldırısı gerçekleştirdi. Suudi liderliğindeki koalisyon, savunma sistemlerinin füzeyi havada imha ettiğini açıkladı. Ancak saldırının ardından başkentin havaalanı yakınlarında yükselen duman bulutu, başkentte bu yaz çatışmaların tırmanmasından bu yana gerçekleşen ilk saldırı olarak kayda geçti. Olay, Suudi Arabistan'ın askeri üstünlüğüne rağmen stratejik bir açmazda olduğunu gözler önüne serdi.
Yemen savaşında beş yıl: Silahlar var, çözüm yok
Suudi Arabistan, 2015 yılından bu yana Yemen'de İran destekli Husilere karşı geniş kapsamlı bir askeri operasyon yürütüyor. Koalisyon güçleri, son yıllarda milyarlarca dolarlık Batı yapımı silah ve savunma sistemleriyle donatıldı. Patriot bataryaları, THAAD sistemleri ve gelişmiş radar ağları, Suudi topraklarını füze saldırılarına karşı korumak için konuşlandırıldı. Buna rağmen Husiler, zaman zaman Suudi Arabistan'ın stratejik noktalarına yönelik saldırılar düzenlemeyi başarıyor. Cumartesi günü Riyad'a yönelik saldırı, savunma kabiliyetlerinin sınırlarını ve caydırıcılığın tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.
Uzmanlara göre Suudi Arabistan'ın temel sorunu, askeri kapasitesinin siyasi ve stratejik hedeflerle uyumlu hale getirilememesi. Yemen'deki savaş, Suudi ekonomisini ciddi şekilde yıprattı; savunma harcamaları arttı, petrol tesisleri saldırılara maruz kaldı ve uluslararası itibar zarar gördü. Riyad, bir yandan Husilerin füze kapasitesini yok etmeye çalışırken diğer yandan savaşın insani boyutuyla ilgili artan uluslararası baskıyla karşı karşıya.
Husilerin elindeki balistik füze ve insansız hava aracı teknolojisinin İran tarafından sağlandığına dair yaygın kanı, bölgesel bir vekalet savaşının işaretlerini veriyor. Tahran, Yemen üzerinden Suudi Arabistan'ı güvenlik ve ekonomik açıdan zayıflatmayı hedefliyor. Bu denklemde Suudi Arabistan, hem askeri hem de diplomatik olarak sıkışmış durumda. Koalisyon ortakları içinde çatlaklar var; BAE gibi aktörler farklı öncelikler belirliyor. Ayrıca ABD'nin bölgedeki angajmanı azalırken, Riyad kendi güvenliğini sağlamak için daha fazla inisiyatif almak zorunda kalıyor.
Bölgesel dengeler ve İran faktörü
Riyad'a yönelik füze saldırısı, yalnızca askeri bir olay değil; aynı zamanda İran-Suudi rekabetinin Yemen sahasındaki yansıması. Tahran, Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan'ın güney sınırında kalıcı bir tehdit oluşturuyor. Bu durum, Suudi Arabistan'ın Körfez'deki müttefikleriyle olan ilişkilerini de etkiliyor. Katar ablukası sonrası yaşanan kırılganlık, Yemen savaşının uzaması ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Riyad'ın manevra alanını daraltıyor.
Uluslararası toplum ise Yemen'deki insani krizi sona erdirmek için diplomatik çözümler arıyor. Birleşmiş Milletler, taraflar arasında ateşkes ve siyasi diyalog çağrılarını sürdürüyor. Ancak Husilerin askeri kapasitesini koruması ve Suudi Arabistan'ın güvenlik endişeleri, müzakereleri zorlaştırıyor. Riyad, son dönemde Umman üzerinden dolaylı görüşmeler yürütse de somut bir sonuç alınamadı.
Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu temel soru şu: Elindeki gelişmiş silahlar, Husilerin asimetrik savaş taktiklerini ve İran'ın bölgesel yayılmacılığını durdurmaya yetiyor mu? Askeri çözüm arayışları, savaşı daha da derinleştirirken sivil kayıpları artırıyor ve Suudi ekonomisine zarar veriyor. Bu nedenle Riyad'ın önceliğini askeri operasyonlardan diplomatik çözümlere kaydırması gerekiyor. Ancak bunun için İran ile doğrudan diyalog da dahil olmak üzere kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizi ve Suudi Arabistan-İran rekabetinde denge politikası izlemeye çalışıyor. Riyad'a yönelik füze saldırısı, Körfez'deki istikrarsızlığın Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları üzerindeki riskleri artırıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile son dönemde ilişkilerini normalleştirme sürecinde; ancak İran ile de işbirliğini sürdürüyor. Bu saldırı, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebileceği gibi, Yemen'deki insani krizin derinleşmesi Türkiye'nin insani yardım çabalarını da etkileyebilir. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın savunma ihtiyaçlarının artması, Türk savunma sanayii için yeni işbirliği fırsatları doğurabilir. Ancak Türkiye'nin önceliği, bölgede kalıcı bir ateşkes ve siyasi çözümün sağlanması olmalı.