Suudi Arabistan'ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Yemen'deki Husi isyancılarına karşı yürütülen askeri operasyonlara katılma yönündeki talebini reddettiği öne sürüldü. Middle East Eye'ın haberine göre, Netanyahu'nun savaş kabinesi üyeleri aracılığıyla ilettiği talep, Riyad yönetimi tarafından geri çevrildi. Suudi yetkililer, ülkenin Husilerle doğrudan bir çatışmaya girmeyeceğini ve Yemen savaşına yeniden dahil olmayacağını net bir şekilde ortaya koydu. Bu gelişme, Suudi Arabistan'ın son yıllarda izlediği bölgesel gerilimi düşürme ve ekonomik dönüşüme odaklanma stratejisiyle uyumlu.
Gelişmenin arka planı
Netanyahu'nun talebi, İsrail'in Gazze'deki savaşının bölgesel yansımaları ve Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları bağlamında geldi. Husiler, Kasım 2023'ten bu yana İsrail bağlantılı gemileri hedef alarak küresel deniz ticaretini tehdit ediyor. ABD ve Birleşik Krallık, Husilere karşı hava saldırıları düzenlerken, Suudi Arabistan bu operasyonlara katılmaktan kaçındı. Riyad, 2015'ten beri sürdürdüğü Yemen müdahalesinde askeri bir çözümün işe yaramadığını gördü ve 2022'de Husilerle ateşkes müzakerelerine başladı. Suudi Arabistan, Yemen'deki savaşın sona ermesi için Husilerle diyalog kanallarını açık tutuyor ve kalıcı bir ateşkes anlaşması için çaba harcıyor.
Netanyahu hükümetinin talebi, İsrail'in bölgede müttefikler arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak Suudi Arabistan, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda Filistin devletinin kurulması şartına bağlı olduğunu yineliyor. Bu nedenle, Husilere karşı ortak bir cephede yer almak, Riyad için hem askeri hem de diplomatik riskler taşıyor. Suudi Arabistan, İran ile 2023'te Çin arabuluculuğunda varılan anlaşma sonrası bölgesel gerilimi azaltmaya odaklanmış durumda. Bu anlaşma, Yemen'deki Husilerle olan dolaylı görüşmelere de olumlu yansıdı.
Suudi Arabistan'ın reddi, aynı zamanda ABD'nin bölgedeki müttefiklerini Husilere karşı daha aktif bir role ikna etme çabalarının sınırlarını gösteriyor. Washington, Kızıldeniz'deki güvenliği sağlamak için geniş bir koalisyon oluşturmaya çalışsa da Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İran'la doğrudan karşı karşıya gelmekten çekiniyor. Bu durum, bölgesel güvenlik mimarisinde karmaşık bir dengeye işaret ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Suudi Arabistan'ın bu kararı, Orta Doğu'da değişen ittifaklar ve önceliklerin bir yansıması. Riyad, Vision 2030 ekonomik dönüşüm programı kapsamında istikrarı önceliklendiriyor ve askeri maceralardan kaçınıyor. Yemen savaşı, Suudi ekonomisine ağır maliyet getirdi ve uluslararası itibarını sarstı. Bu nedenle, yeni bir cephe açmak istemiyor. Öte yandan, Husilerin Kızıldeniz saldırıları, Suudi Arabistan'ın petrol ihracatını ve limanlarını da tehdit ediyor; ancak Riyad, askeri değil diplomatik yollarla bu tehdidi yönetmeyi tercih ediyor.
İsrail'in talebi, bölgesel bir ittifak arayışının göstergesi. Netanyahu, Gazze savaşı sonrası İran etkisini dengelemek için Sünni Arap ülkeleriyle işbirliğini derinleştirmek istiyor. Ancak Suudi Arabistan, İsrail ile ilişkileri Filistin meselesine bağlıyor. Bu nedenle, Husilere karşı ortak operasyon, Riyad için İsrail ile askeri işbirliği anlamına geleceğinden, Filistin davasına zarar verebilir. Suudi kamuoyu, Filistinlilere sempatiyle yaklaşıyor ve İsrail ile askeri işbirliği tepki çekebilir.
Uluslararası alanda ise bu gelişme, Husilerin pozisyonunu güçlendirebilir. Suudi Arabistan'ın savaşa katılmaması, Husilerin Kızıldeniz'deki eylemlerini sürdürme cesaretini artırabilir. Aynı zamanda, ABD öncülüğündeki koalisyonun etkinliği sorgulanabilir. Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan-İran yakınlaşması, bölgesel güç dengelerini değiştirdi ve ABD'nin etkisini sınırladı. Bu bağlamda, Suudi Arabistan'ın reddi, çok kutuplu bir Orta Doğu düzenine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suudi Arabistan'ın Husilere karşı savaşa katılmama kararını, bölgesel istikrar ve diplomatik çözümler açısından olumlu karşılayabilir. Ankara, Yemen krizinde askeri çözüm yerine siyasi diyalogu savunuyor ve Suudi Arabistan'ın attığı adım, Türkiye'nin bölgesel barış vizyonuyla örtüşüyor. Ayrıca, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler son yıllarda normalleşme sürecinde; bu tür bir karar, iki ülke arasındaki ekonomik ve siyasi işbirliğini güçlendirebilir. Öte yandan, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, Türkiye'nin deniz ticaret yollarının güvenliği açısından endişe kaynağı. Ankara, bölgesel gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabaları destekliyor ve Suudi Arabistan'ın sağduyulu tutumunu takdir ediyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'da arabuluculuk rolünü pekiştirebilir.