Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon, Yemen'in başkenti Sanaa'da bir dizi füze rampasını imha ettiğini duyurdu. Koalisyon sözcüsü, operasyonun Husilerin balistik füze yeteneklerini hedef aldığını belirtti. Saldırıların zamanlaması ve can kaybına ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak görgü tanıkları, kentin güneyindeki dağlık bölgelerde ve havaalanı çevresinde güçlü patlamaların duyulduğunu aktarıyor. Koalisyon, Yemen hükümetine destek amacıyla 2015'ten bu yana Husilere karşı hava operasyonları düzenliyor. Son saldırılar, Husilerin İsrail'e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarının ardından bölgede artan gerilim ortamında gerçekleşti.
Operasyonun ayrıntıları ve tarafların açıklamaları
Koalisyon tarafından yapılan yazılı açıklamada, Sanaa'nın güneyindeki el-Nahda bölgesinde ve kentin doğusundaki dağlık alanlarda konuşlu füze rampalarının vurulduğu belirtildi. Açıklamaya göre, hedefler arasında kısa menzilli balistik füzeler ve bunların fırlatma platformları yer alıyor. Koalisyon sözcüsü, operasyonun sivil yerleşim alanlarından uzak noktalarda gerçekleştirildiğini ve sivil kayıpları önlemek için gerekli önlemlerin alındığını öne sürdü. Ancak bağımsız kaynaklar, Sanaa'da son günlerde artan hava saldırılarında sivil altyapının da zarar gördüğünü bildiriyor.
Husi kontrolündeki Sanaa'da bulunan sağlık yetkilileri, son saldırılarda en az üç sivilin yaralandığını, bir konut binasının hasar gördüğünü iddia ediyor. Husilerin askeri sözcüsü ise koalisyonun iddialarını reddederek, vurulan hedeflerin sivil tesisler olduğunu savunuyor. Taraflar arasındaki bilgi kirliliği, bağımsız doğrulamayı zorlaştırıyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi, tüm taraflara sivil halkı koruma çağrısında bulundu ve gerilimin azaltılması için diyalog zemininin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Uzmanlar, koalisyonun son operasyonunun Husilerin füze kapasitesini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik olmadığını, daha çok caydırıcılık mesajı taşıdığını değerlendiriyor. Husiler, son aylarda İsrail'in güneyine ve Kızıldeniz'deki gemilere yönelik saldırılarını artırmış, bölgesel tansiyonu yükseltmişti. Koalisyon, bu saldırıların arkasında İran'ın olduğunu savunuyor. İran ise suçlamaları reddediyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Yemen'deki çatışma, 2014'ten bu yana ülkeyi kontrol eden Husiler ile uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti arasında sürüyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'te hükümete destek için müdahale etti. Çatışmalar, dünyanın en büyük insani krizlerinden birine yol açtı; milyonlarca insan yerinden edildi ve kıtlık riski arttı. Son gelişmeler, Birleşmiş Milletler'in ateşkes çabalarını da zora sokuyor. Nisan 2022'de ilan edilen ve kısmen uygulanan ateşkes, taraflar arasındaki güven eksikliği nedeniyle kırılganlığını koruyor.
Uluslararası toplum, Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarını endişeyle izliyor. Bu saldırılar, küresel deniz ticaretini ve enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. ABD ve İngiltere, Husi hedeflerine yönelik operasyonlar düzenleyerek bu tehdide yanıt veriyor. Ancak bu müdahaleler, Husilerin elindeki füze ve İHA kapasitesini tamamen ortadan kaldırmadı. Suudi Arabistan'ın son operasyonu, Husilerin füze yeteneklerine yönelik daha geniş bir baskı stratejisinin parçası olarak görülüyor. Bölgesel aktörler arasındaki rekabet, Yemen'deki iç savaşı vekalet savaşına dönüştürmüş durumda. İran'ın Husilere verdiği destek ile Suudi Arabistan ve BAE'nin Yemen hükümetine verdiği destek, çatışmanın seyrini belirliyor.
Uzmanlar, Yemen'de kalıcı bir çözümün ancak siyasi diyalogla mümkün olacağını belirtiyor. Ancak taraflar arasındaki derin güvensizlik ve bölgesel güçlerin çıkarları, barış sürecini zorlaştırıyor. Son füze rampası saldırısı, çatışmanın askeri boyutunun yeniden tırmanma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Suudi Arabistan'ın önümüzdeki dönemde Husilere yönelik hava operasyonlarını sürdürmesi bekleniyor. Husilerin ise intikam saldırıları düzenlemesi olasılığı, bölgede istikrarsızlığı artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde arabuluculuk rolü üstlenme ve insani yardım sağlama çabalarıyla öne çıkıyor. Suudi Arabistan'ın Sanaa'daki operasyonu, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimlerini ve güvenlik endişelerini doğrudan etkiliyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türk deniz ticaretini ve enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. Ayrıca Türkiye, Husilerin İsrail'e yönelik saldırılarının bölgesel yayılma riskini yakından izliyor. Ankara, hem Suudi Arabistan hem de İran ile dengeli ilişkiler yürüterek çatışmanın çözümünde yapıcı bir rol oynamayı hedefliyor. Ancak son tırmanma, Türkiye'nin arabuluculuk çabalarını zorlaştırabilir.