Suudi Arabistan'ın, Yemen'de ilk kez Çin yapımı DF-15A balistik füzesi kullandığı öne sürüldü. Eğer doğrulanırsa, bu olay Riyad'ın şimdiye kadar gizli tuttuğu balistik füze cephaneliğinin ilk kez operasyonel olarak kullanılması anlamına gelecek. Uzun süredir Suudi Arabistan'ın elinde olduğu bilinen ancak hiç konuşulmayan bu füzelerin savaş alanında görülmesi, bölgesel güç dengeleri açısından yeni bir dönemin habercisi olabilir.
Gizli Cephaneliğin Ortaya Çıkışı
Suudi Arabistan'ın balistik füze programı, on yıllardır Orta Doğu'da bilinen ancak resmi olarak hiç teyit edilmeyen bir konuydu. Çin'den 1980'lerin sonlarında satın alındığı belirtilen DF-3 ve 2000'li yıllarda edinildiği düşünülen DF-21 füzeleri, Riyad'ın sessiz ama etkili bir caydırıcılık aracı olarak görülüyordu. Bu füzelerin varlığı hiçbir zaman Suudi yetkililer tarafından doğrulanmadı; ancak uydu görüntüleri ve istihbarat raporları, ülkenin güneybatısındaki çöl bölgelerinde füze üsleri olduğunu ortaya koyuyordu.
Şimdi ise Yemen'deki çatışmalarda kullanıldığı iddia edilen DF-15A, Çin'in kısa menzilli balistik füze ailesinin bir üyesi. Yaklaşık 600 kilometre menzile sahip olan bu füze, yüksek patlayıcı başlık taşıyabiliyor ve hassas güdüm sistemleriyle donatılabiliyor. Suudi Arabistan'ın bu füze sistemini envanterine ne zaman kattığı kesin olarak bilinmiyor; ancak 2019'daki Abqaiq ve Khurais petrol tesislerine yapılan saldırılar sonrasında Riyad'ın füze kapasitesini artırdığı yönünde raporlar bulunuyordu.
Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik bir saldırıda kullanıldığı öne sürülen DF-15A, Suudi Arabistan'ın Yemen savaşındaki stratejik yaklaşımında bir değişikliğe işaret ediyor. Zira bugüne kadar Suudi Arabistan, Yemen'de daha çok hava saldırıları ve koalisyon güçleriyle operasyon yürütüyordu. Balistik füze kullanımı, hem askeri hem de siyasi açıdan önemli bir tırmandırma adımı olarak yorumlanıyor. Füzenin hangi tarihte ve hangi hedefe karşı kullanıldığı henüz netleşmiş değil; ancak bölgedeki askeri kaynaklar, son haftalarda Husi kontrolündeki bölgelere yönelik füze saldırılarının arttığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Suudi Arabistan'ın balistik füze kullanımı, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güç dengesini daha da karmaşık hale getirebilir. İran'ın bölgedeki balistik füze kapasitesi uzun süredir biliniyor ve Tahran, bu füzeleri hem caydırıcılık hem de vekil güçler üzerinden baskı aracı olarak kullanıyor. Suudi Arabistan'ın da benzer bir kapasiteyi sahada kullanması, İran ile Riyad arasındaki gerilimi artırabilir. Ayrıca, Yemen'deki savaşın seyri açısından da önemli bir dönüm noktası olabilir; zira Husiler, Suudi füze saldırılarına karşılık olarak kendi balistik füzeleriyle Suudi topraklarını hedef alabilir.
Küresel ölçekte ise bu gelişme, balistik füze yayılması konusundaki endişeleri artırıyor. Çin yapımı füzelerin Suudi Arabistan tarafından kullanılması, Pekin'in Orta Doğu'daki silah ticareti ve nüfuzu açısından da dikkat çekici. ABD'nin Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarında zaman zaman insan hakları ve savaş suçu endişeleriyle kısıtlamalar getirmesi, Riyad'ı alternatif tedarikçilere yöneltmiş durumda. Çin'in bölgede artan askeri varlığı, ABD'nin geleneksel müttefiklik ilişkilerini de zorluyor. Bu füze kullanımı, Suudi Arabistan'ın ABD'ye olan bağımlılığını azaltma çabasının bir parçası olarak da okunabilir.
Öte yandan, balistik füze kullanımı uluslararası hukuk açısından da tartışmalı. Yemen'deki çatışmalarda sivillerin zarar görmesi durumunda, Suudi Arabistan'ın uluslararası toplum nezdinde daha fazla eleştiri alması muhtemel. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, Yemen'deki saldırılarda ayrım gözetmeyen silahların kullanımını sürekli olarak gündeme getiriyor. Balistik füzeler, geniş etki alanları nedeniyle sivil kayıplara yol açabilecek silahlar arasında sayılıyor. Bu nedenle, Suudi Arabistan'ın bu adımı, hem askeri hem de diplomatik açıdan riskli bir hamle olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın balistik füze kullanımı, Türkiye'nin Orta Doğu'daki güvenlik dengeleri açısından yakından takip etmesi gereken bir gelişme. Türkiye, bölgede artan füze yayılmasından doğrudan etkilenebilecek bir konumda. İran'ın füze kapasitesi ve Suudi Arabistan'ın yeni adımı, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Türkiye'nin kendi savunma sanayii ve füze programları açısından bu tür gelişmeler, hem tehdit hem de fırsat algısı oluşturuyor. Ayrıca, Yemen'deki savaşın uzaması ve tırmanması, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki ticaret yollarının güvenliğini tehdit ederek Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını da dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle, Ankara'nın bölgedeki askeri dengeleri yakından izlemesi ve diplomatik kanalları açık tutması kritik önem taşıyor.