Suriye yönetimi, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah güçlerine karşı askeri müdahalede bulunması yönündeki baskısına rağmen, sınır ötesi bir operasyon düzenlemeyeceğini duyurdu. Şam yönetimi, bu kararın gerekçesi olarak bölgesel gerilimi tırmandırmaktan kaçınma ve Beyrut'la diplomatik ilişkileri yeniden inşa etme önceliğini gösterdi. Resmi kaynaklara göre Suriye, Lübnan'ın iç işlerine karışmama politikasını sürdürecek ve iki ülke arasındaki istikrarlı komşuluk ilişkilerini güçlendirmeye odaklanacak.
Gelişmenin arka planı
Suriye'nin bu açıklaması, ABD'nin son haftalarda artan diplomatik baskısının ardından geldi. Washington, Tahran'ın desteklediği Hizbullah'ın Lübnan'daki siyasi ve askeri nüfuzunun İsrail ve bölgesel istikrar için tehdit oluşturduğunu savunuyor. ABD'li yetkililer, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Hizbullah'ı kontrol edebilecek tek aktör olduğunu belirterek, Şam'dan bu konuda adım atmasını talep ediyordu. Ancak Suriye, iç savaştan çıkmakta olan ülkesinin yeniden imarı ve Lübnan'la ilişkilerin normalleşmesi gibi daha acil önceliklere sahip olduğunu vurguluyor.
Hatırlanacağı üzere, 2011'de başlayan Suriye iç savaşı sırasında Esed rejimi, Rusya ve İran'ın desteğiyle ayakta kaldı. Hizbullah da Esed güçlerine doğrudan askeri destek verdi. Ancak savaşın sona ermesiyle birlikte Şam, Arap Birliği'ne yeniden katıldı ve bölge ülkeleriyle normalleşme sürecine girdi. Bu kapsamda Lübnan'la da ekonomik ve güvenlik işbirliğini geliştirmek isteyen Suriye, Hizbullah dosyasını ikili ilişkilerde bir pürüz olarak görmek istemiyor.
Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Suriye Arap Cumhuriyeti, Lübnan'ın güvenliği ve istikrarına saygı duymakta ve komşusuna yönelik her türlü askeri müdahaleyi reddetmektedir. Amacımız, dost ve kardeş Lübnan halkıyla ilişkilerimizi her alanda geliştirmektir" ifadelerine yer verildi. Açıklamada ayrıca bölgesel aktörlere gerilimi artıracak adımlardan kaçınma çağrısı yapıldı.
Bölgesel boyut
Suriye'nin bu tutumu, ABD ve İsrail için bir hayal kırıklığı yaratırken, İran ve Hizbullah açısından olumlu karşılandı. Tahran yönetimi, Suriye'nin Hizbullah'a karşı askeri harekat düzenlememesinin bölgesel direniş ekseninin birliğini yansıttığını savundu. Öte yandan İsrail, Hizbullah'ın Lübnan sınırındaki varlığından endişe duyuyor ve Suriye'den bu konuda daha somut adımlar bekliyordu. Ancak Şam'ın bu net tavrı, İsrail'in kendi güvenlik önlemlerini artırmasına yol açabilir.
Lübnan açısından bakıldığında ise Suriye'nin müdahale etmeme kararı, ülkedeki siyasi istikrar için bir rahatlama olarak görülüyor. Hizbullah'ın da dahil olduğu Lübnan hükümeti, Şam'ın bu tutumunu memnuniyetle karşıladı. Beyrut yönetimi, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğini artırma niyetinde olduğunu bir kez daha teyit etti. Özellikle enerji ve ticaret alanında atılacak adımlar, Lübnan'ın içinde bulunduğu ekonomik krizin aşılmasında önemli bir rol oynayabilir.
Bölgesel güç dengeleri açısından bu gelişme, ABD'nin Ortadoğu'daki etkisinin sınırlarını bir kez daha gösteriyor. Washington'un Hizbullah'a karşı birleşik bir cephe oluşturma çabaları, Suriye'nin de dahil olduğu Arap ülkelerinde sınırlı ilgi görüyor. Şam, Çin ve Rusya'nın da desteğiyle kendi ulusal çıkarlarını önceleyen bir dış politika izliyor. Bu durum, ABD'nin bölgedeki müttefiklerini de harekete geçmeye zorlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye'nin bu kararı, Türkiye açısından öncelikle sınır güvenliği boyutuyla dikkat çekiyor. Türkiye, PKK/YPG tehdidi nedeniyle Suriye'nin kuzeyinde askeri varlık bulundururken, Şam'ın Hizbullah'la mesafeli duruşu Ankara için bir avantaj olarak görülebilir. Ancak aynı zamanda Türkiye, Lübnan'da istikrarın korunmasından yana bir politika izliyor; Suriye'nin askeri müdahaleden kaçınması Ankara'nın da bölgesel gerginlikten kaçınma hedefiyle örtüşüyor. Bununla birlikte, ABD-İsrail çizgisinde bir Suriye müdahalesi olmaması, Türkiye'nin Suriye'yle normalleşme sürecini hızlandırabilir. Zira Ankara, Şam'la diyaloğunu sürdürürken, Esed yönetiminin Hizbullah'a karşı tavrı ikili ilişkilerde bir test niteliği taşıyor. Kısacası, bu karar doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, bölgesel denklemde Ankara'nın elini güçlendiren bir gelişme olarak değerlendirilebilir.