Sudan, yeni bir insani felaketin eşiğinde. Ülkenin batısındaki Darfur bölgesinde, Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki çatışmalar, sivilleri hedef alan sistematik şiddete dönüşmüş durumda. The Economist'in baş Afrika muhabiri John McDermott, bu krizin 'unutulmuş' değil, bilinçli olarak 'ihmal edilmiş' bir kriz olduğunu vurguluyor. McDermott'a göre, uluslararası toplumun kayıtsızlığı, Sudan halkını kaderleriyle baş başa bırakıyor ve bu durum, daha büyük bir felaketin habercisi.
Çatışmanın Arka Planı: İktidar Mücadelesi ve Etnik Temizlik
Sudan'daki mevcut çatışma, Nisan 2023'te ordu ile RSF arasında iktidar mücadelesi olarak başladı. Ancak kısa sürede etnik ve bölgesel boyutlar kazandı. Özellikle Darfur'da, RSF'nin Arap milisleri, Afrikalı etnik gruplara yönelik sistematik saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar, 2000'li yılların başında yaşanan ve yüz binlerce insanın ölümüne yol açan soykırımı hatırlatıyor. McDermott, 'daha önce gördüğümüz şeyin aynısı, sadece daha hızlı ve daha yoğun' diyerek durumun vahametini özetliyor.
Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Darfur'da sivillere yönelik cinsel şiddet, yağma ve keyfi gözaltılar yaygın. Çatışmalar nedeniyle ülke genelinde 8 milyondan fazla insan yerinden edildi. Bu, dünyanın en büyük yerinden edilme krizlerinden biri. Ancak uluslararası medya ve diplomatlar, bu krize yeterince ilgi göstermiyor. McDermott, bu durumun 'ihmal' olarak adlandırılması gerektiğini çünkü 'unutulmuş' kelimesinin pasif bir süreci ima ettiğini, oysa burada bilinçli bir kayıtsızlık olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Sessiz Kalmanın Bedeli
Sudan'daki istikrarsızlık, yalnızca ülke sınırlarını aşan bir tehdit oluşturuyor. Çad, Mısır ve Etiyopya gibi komşu ülkeler, mülteci akınıyla karşı karşıya. Ayrıca, Kızıldeniz'in güvenliği ve uluslararası ticaret yolları üzerindeki riskler artıyor. Sudan, Afrika'nın kavşağında stratejik bir konuma sahip; bu nedenle kriz, bölgesel istikrarı tehdit ediyor.
Rusya'nın Wagner grubu gibi paralı asker şirketlerinin Sudan'daki altın madenlerinde çıkarı var. Bu grupların RSF'ye destek verdiği iddiaları, çatışmanın uluslararası boyutunu daha da karmaşık hale getiriyor. Batılı ülkelerin Sudan'a yönelik yaptırımları ve diplomatik çabaları ise yetersiz kalıyor. McDermott, uluslararası toplumun Sudan'daki krize müdahale etmemesinin, 'insani felaketlerin önlenmesi' ilkesini zedelediğini ve gelecekte benzer durumlar için tehlikeli bir emsal oluşturduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan ile tarihi ve dini bağları olan önemli bir aktör. Türkiye, çatışmanın başından bu yana taraflar arasında diyalog kurulması için arabuluculuk girişimlerinde bulundu. Ancak bu çabalar henüz sonuç vermedi. Sudan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunu ve Kızıldeniz'deki stratejik çıkarlarını tehdit ediyor. Ayrıca, Türkiye'de yaşayan Sudanlı göçmenlerin durumu ve iki ülke arasındaki ekonomik işbirlikleri de bu krizden etkileniyor. Türkiye'nin bölgede aktif bir diplomasi yürütmesi, hem insani krizin hafifletilmesi hem de kendi ulusal çıkarlarının korunması açısından kritik önem taşıyor.