Sudan'daki sağlık krizine yönelik uluslararası fonlama, bu yıl ihtiyaç duyulan miktarın yalnızca üçte biri seviyesinde kaldı. Ülke, üç yıl içinde üçüncü kez kolera salgınıyla mücadele ederken, sağlık sisteminin çökme noktasına geldiği bildiriliyor. Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2024 yılı için Sudan'a yönelik insani yardım çağrısının sadece yüzde 33'ü finanse edildi. Bu durum, milyonlarca insanın temel sağlık hizmetlerine erişimini tehdit ediyor ve bölgesel bir halk sağlığı felaketi riskini artırıyor.
Krizin arka planı: İç savaş ve sağlık sisteminin çöküşü
Sudan'da Nisan 2023'te patlak veren iç savaş, ülkenin zaten kırılgan olan sağlık altyapısını neredeyse tamamen tahrip etti. Başkent Hartum başta olmak üzere birçok bölgede hastaneler ya bombalandı ya da tıbbi malzeme yetersizliği nedeniyle faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Sağlık çalışanlarının büyük bir kısmı çatışma bölgelerinden kaçarken, kalan personel de maaş alamamanın getirdiği zorluklarla mücadele ediyor. Dünya Sağlık Örgütü, Sudan genelinde sağlık tesislerinin yüzde 70'inden fazlasının ya kısmen ya da tamamen işlevsiz olduğunu açıkladı.
Bu ortamda ortaya çıkan kolera salgını, mevcut krizi daha da derinleştiriyor. Üç yıl içinde üçüncü kez patlak veren salgın, özellikle temiz suya ve sanitasyon tesislerine erişimin kısıtlı olduğu bölgelerde hızla yayılıyor. DSÖ, 2024 yılı boyunca Sudan'da 15 binden fazla kolera vakası bildirildiğini ve ölüm oranının yüzde 1,5'in üzerinde seyrettiğini duyurdu. Salgın kontrol altına alınmadığı takdirde, komşu ülkeler Çad, Güney Sudan ve Etiyopya'ya da sıçrama riski taşıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Göç dalgası ve güvenlik tehditleri
Sudan'daki sağlık krizi, sadece ülke sınırları içinde kalmıyor; bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana 10 milyondan fazla insan yerinden edildi. Bunlardan 2 milyondan fazlası komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Mülteci kamplarında hijyen koşullarının yetersizliği, kolera gibi salgın hastalıkların yayılmasını hızlandırıyor. Ayrıca, krizin uzaması, bölgede silahlı grupların güçlenmesine ve insan kaçakçılığı gibi yasa dışı faaliyetlerin artmasına yol açıyor.
Uluslararası toplumun Sudan'a yönelik fon taahhütleri yetersiz kalırken, birçok yardım kuruluşu uyarıda bulunuyor. Sınır Tanımayan Doktorlar ve Kızılhaç gibi kurumlar, mevcut fon seviyesinin milyonlarca insanın hayatını kurtarmak için yeterli olmadığını vurguluyor. Dünya Gıda Programı, ülkede 18 milyondan fazla kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığını ve bunun 5 milyonunun acil açlık sınırında olduğunu belirtiyor. Sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlı olması, gıda krizini daha da ölümcül hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki sağlık ve insani kriz, Türkiye'nin bölgeye yönelik dış politikası açısından önem taşıyor. Türkiye, Sudan ile tarihsel ve ekonomik bağlara sahip; özellikle Kızıldeniz'deki jeopolitik konumu nedeniyle Sudan'daki istikrarsızlık Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını etkileyebilir. Ayrıca, krizin yarattığı göç dalgası, Türkiye'nin Doğu Afrika'da artan nüfuz mücadelesinde yeni bir sınav oluşturuyor. Türk yardım kuruluşlarının bölgedeki faaliyetleri, Ankara'nın insani diplomasi vizyonuyla örtüşse de, fon yetersizliği nedeniyle etkinlikleri sınırlı kalıyor. Türkiye'nin, uluslararası toplumu daha fazla kaynak ayırmaya teşvik etmesi ve Sudan Sağlık Bakanlığı ile işbirliğini artırması bekleniyor.