Afrika kıtasının en büyük ülkelerinden biri olan Sudan'ın başkenti Hartum, bir yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın gölgesinde adeta bir hayalet şehre dönüşmüş durumda. Türkiye'nin de yakından izlediği bu trajedi, uluslararası toplumun gündeminde önemli bir yer tutuyor. The Economist'in Afrika muhabiri Tom Gardner, Hartum'a yaptığı nadir ziyarette, kentin içler acısı halini ve Sudan halkının yaşadığı büyük insani dramı gözler önüne seriyor. Bu ziyaret, çatışmaların başlamasından bu yana Hartum'a ayak basan az sayıdaki uluslararası basın mensubundan biri olması açısından da büyük önem taşıyor.
Hartum'un dönüşümü: Bir başkentten harabeye
Nisan 2023'te Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında patlak veren çatışmalar, başkent Hartum'u kısa sürede bir savaş alanına çevirdi. Bir yılı aşkın süredir devam eden çatışmalar, şehrin altyapısını büyük ölçüde tahrip etti. Tom Gardner'ın izlenimlerine göre, Hartum'da artık neredeyse hiçbir bina ayakta değil; sokaklar enkaz yığınlarıyla dolu, elektrik ve su gibi temel hizmetler tamamen çökmüş durumda. Kentin göbeğindeki büyük alışveriş merkezleri, bankalar ve hükümet binaları yağmalanmış, birçoğu kullanılamaz hale gelmiş. Gardner, şehrin bir zamanlar hareketli olan caddelerinde artık kimseyi görmediğini, sadece ara sıra devriye gezen silahlı gruplarla karşılaştığını belirtiyor.
UNHCR verilerine göre, çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilen insan sayısı 10 milyonu aşmış durumda. Hartum'un nüfusu ise savaş öncesindeki 6 milyondan 2,5 milyona kadar düştü. Kentte kalanların büyük çoğunluğu yaşlılar, kadınlar ve çocuklardan oluşuyor. Bu insanlar, gıda, su ve ilaç gibi en temel ihtiyaçlardan yoksun. Birleşmiş Milletler, dünyanın en büyük insani krizlerinden biri olarak nitelendirdiği Sudan'daki durum için acil uluslararası müdahale çağrısında bulunuyor; ancak finansman yetersizliği ve güvenlik sorunları nedeniyle yardım çalışmaları büyük ölçüde engelleniyor.
Çatışmanın bölgesel ve küresel yansımaları
Sudan'daki çatışma yalnızca ülkeyi değil, tüm bölgeyi istikrarsızlaştırıyor. Kızıldeniz kıyısında yer alan Sudan, stratejik konumu nedeniyle jeopolitik açıdan büyük önem taşıyor. Çatışmalar, Doğu Afrika ekonomisini olumsuz etkilerken, mülteci akınları komşu ülkelere ciddi bir yük bindiriyor. Mısır, Çad ve Güney Sudan'a on binlerce kişi sığındı. Ayrıca, Sudan'ın kontrol ettiği altın, gümüş ve diğer değerli maden rezervleri, bölgesel güç mücadelelerini körüklüyor. Uzmanlar, Sudan'daki iç savaşın sona erdirilmesinin yalnızca ülke için değil, Kızıldeniz güvenliği ve Doğu Afrika istikrarı için de kritik olduğunu vurguluyor. Uluslararası toplumun bu krize yeterince ilgi göstermemesi, insani felaketin boyutunu daha da derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki çatışmanın, Türkiye'nin Afrika kıtasıyla olan tarihi ve kültürel bağları nedeniyle doğrudan etkileri bulunuyor. Türkiye'nin Sudan ile özellikle Osmanlı döneminden bu yana süregelen bir ilişkisi var ve son yıllarda iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım anlaşmaları artma eğilimi göstermişti. Ancak iç savaş, bu iş birliğini olumsuz etkiledi. Türk şirketleri ve yatırımcıları için Sudan pazarı önemini kaybetti. Bununla birlikte, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım çalışmaları dikkat çekiyor; Türk Kızılay ve yardım kuruluşları Sudanlı mültecilere destek sağlamaya devam ediyor. Diplomatik açıdan ise Türkiye, Sudan hükümeti ve farklı gruplarla diyaloğunu sürdürerek, çatışmanın barışçıl yollarla çözülmesi için arabuluculuk çabalarına katkı sunabilir. Ancak bölgedeki istikrarın sağlanması, Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki çıkarları ve Kızıldeniz'deki güvenliği açısından da büyük önem taşıyor.