Sudan'da ordu ile paramiliter Hızlı Destek Güçleri (RSF) arasındaki iç savaş, üç yılı aşkın süredir devam ederken RSF, son haftalarda uğradığı yenilgilerin ardından başkent Hartum'da saldırılarını yoğunlaştırdı ve ülkenin güneyindeki stratejik bir sınır kasabasını ele geçirdi. Bu gelişmeler, çatışmanın seyrini değiştirebilecek kritik bir dönüm noktasına işaret ediyor. Sudan ordusu, başkentteki saldırıları püskürtmeye çalışırken, RSF'in kırsal bölgelerdeki ilerleyişi, ordunun kontrolündeki toprakların daraldığına dair endişeleri artırıyor.
RSF'in Hartum'a Yönelik Saldırıları ve Sınır Kasabasının Düşüşü
Hızlı Destek Güçleri, Nisan 2023'te başlayan iç savaşın başından bu yana başkent Hartum'un büyük bölümünü kontrolü altında tutuyor. Ancak ordu, son aylarda başkentin bazı bölgelerinde ve çevresinde ilerleme kaydetmiş, RSF'i kuşatma altına almıştı. Bu gerileme karşısında RSF, geçtiğimiz hafta Hartum'da ordu birliklerine yönelik yoğun saldırılar başlattı. Şehrin kuzeyindeki Bahri bölgesinde çıkan çatışmalarda en az 30 sivil hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Saldırılarda topçu ve havan mermileri kullanıldığı, orduya ait askeri üslerin hedef alındığı bildirildi.
Bu arada RSF, ülkenin güneybatısındaki Batı Kordofan eyaletinde yer alan ve Güney Sudan sınırındaki önemli bir ticaret merkezi olan El-Fayd kasabasını ele geçirdi. Kasabanın düşmesi, RSF'in ülkenin güneyinde nüfuz alanını genişletmesi ve orduya lojistik destek sağlayan yolları kesmesi açısından stratejik bir önem taşıyor. El-Fayd, Sudan'ın Güney Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti ile olan ticaret yollarının kavşağında yer alıyor. Uzmanlar, bu kaybın ordunun ikmal hatlarını zayıflatacağı ve çatışmanın güneye doğru yayılmasına neden olabileceği görüşünde.
İç Savaşın Üçüncü Yılı ve İnsani Kriz
Sudan'daki iç savaş, Nisan 2023'te ordu ile RSF arasında güç paylaşımı anlaşmazlığı nedeniyle başlamıştı. Savaşın başlamasından bu yana on binlerce kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, ülke içinde 10 milyondan fazla insan yerinden edilirken, 2 milyondan fazla kişi komşu ülkelere sığındı. Sudan, dünyanın en büyük insani krizlerinden biriyle karşı karşıya. Açlık, hastalık ve çatışmalar nedeniyle özellikle çocuklar ve kadınlar büyük tehlike altında. İnsani yardım kuruluşları, çatışmaların yoğunlaştığı bölgelere erişim sağlamakta güçlük çekiyor.
Çatışmanın başlangıcından bu yana birçok ateşkes girişimi ve barış görüşmesi sonuçsuz kaldı. Suudi Arabistan ve ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, tarafların birbirine güvenmemesi ve ateşkes şartlarını ihlal etmesi nedeniyle defalarca kesintiye uğradı. Uluslararası toplum, Sudan'daki krize çözüm bulmak için çabalasa da, taraflar arasındaki uzlaşmazlık ve bölgesel güçlerin müdahalesi çözümü zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sudan'daki çatışma, yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı kalmıyor; bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. RSF'in İkinci Korgeneral Mohammed Hamdan Dagalo liderliğindeki yapısı, Birleşik Arap Emirlikleri'nden lojistik ve askeri destek aldığı iddialarıyla gündemde. BAE ise bu iddiaları reddediyor. Ayrıca, Mısır, Sudan ordusuna destek verirken; Suudi Arabistan ve Katar'ın da dolaylı olarak taraflardan birini desteklediğine dair haberler bulunuyor. Bu bölgesel rekabet, çatışmanın uzamasına ve bölgeye yayılmasına neden oluyor. Ayrıca, Sudan'ın Kızıldeniz kıyısındaki stratejik konumu, küresel güçlerin de çatışmaya ilgisini artırıyor. Rusya, Kızıldeniz'de bir askeri üs kurmak için Sudan ile görüşmeler yürütürken, ABD ve Avrupa ülkeleri de bölgedeki çıkarlarını korumak için diplomatik girişimlerde bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan'daki iç savaşın başlangıcından bu yana taraflarla diyalog halinde olup, barışçıl bir çözüm bulunması için çaba sarf ediyor. Türkiye, Sudan'da tarihi ve dini bağlarının yanı sıra ekonomik yatırımları da bulunuyor. Özellikle Kızıldeniz'deki Sevakin Adası'ndaki Osmanlı mirasının restorasyonu projesi, iki ülke arasındaki bağları güçlendiriyor. Ancak çatışmanın uzaması, Türkiye'nin bölgedeki ticari ve stratejik çıkarlarını olumsuz etkiliyor. Türkiye, Sudan'daki krizin bölgesel istikrarı tehdit etmesi ve göç akınlarına yol açması nedeniyle endişeli. Ayrıca, Türkiye'nin Kızıldeniz'deki deniz güvenliği ve ticaret yollarının korunması konusundaki hassasiyeti, Sudan'daki gelişmeleri yakından takip etmesini gerektiriyor.