İngiltere Başbakanı Keir Starmer, iki yıllık görev süresini geride bırakırken, ülke ekonomisinde ve siyasetinde kayda değer ilerlemeler kaydedildi; ancak bu ilerleme, birçok gözlemci tarafından 'aşırı yavaş' ve 'temkinli' olarak nitelendiriliyor. İşçi Partisi lideri, Mayıs 2024'teki yerel seçimlerde elde ettiği başarının ardından başbakanlık koltuğuna oturmuş, ancak partisinin seçim vaatleri ile uygulamadaki adımları arasındaki fark, muhalefet ve bazı ekonomistlerce sık sık eleştiri konusu olmuştu.
Görev süresinin arka planı
Starmer, 2020 yılında Jeremy Corbyn'in ardından İşçi Partisi liderliğine seçilmiş, partiyi merkeze taşıyarak oy potansiyelini artırmayı hedeflemişti. İki yıllık başbakanlık döneminde enflasyonun dizginlenmesi, enerji fiyatlarındaki artışın hafifletilmesi ve sağlık sistemindeki (NHS) iyileştirmeler öncelikli gündem maddeleri oldu. Ancak ekonomik büyüme rakamları, seçim öncesi vaat edilenin oldukça altında seyretti. Ülkede COVID-19 sonrası toparlanma sancıları, Brexit'in getirdiği ticaret zorlukları ve küresel enerji krizi, Starmer'ın reform gündemini yavaşlattı.
Başbakanlığının ilk yılında, Birleşik Krallık'ın ekonomik büyümesi ortalama %0,5'in altında kaldı. Özellikle konut piyasası ve iş gücü piyasasında yaşanan sıkıntılar, hükümetin popülaritesini olumsuz etkiledi. Buna karşılık Starmer yönetimi, altyapı yatırımlarını artırma, yeşil enerji dönüşümünü hızlandırma ve bölgesel eşitsizlikleri azaltma adına bazı adımlar attı; ancak bu adımların meyveleri henüz toplumun geniş kesimleri tarafından hissedilebilmiş değil.
Muhalefetteki Muhafazakar Parti ise, Starmer'ı 'kararsızlıkla' ve 'liderlik zafiyetiyle' suçlayarak, ülkenin zorlu ekonomik koşullarında daha cesur kararlar alması gerektiğini savunuyor. İş dünyası örgütleri de, hükümetin vergi politikaları ve düzenleme yaklaşımları konusundaki belirsizliğinin yatırımları olumsuz etkilediğini dile getiriyor. Son kamuoyu anketlerinde, iktidar partisinin oy oranı ile ana muhalefet arasındaki farkın kapandığı görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Starmer'ın görev süresi, Birleşik Krallık'ın dış politikasında da önemli değişimlere sahne oldu. Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesi ve özellikle ticaret anlaşmalarının derinleştirilmesi yönünde adımlar atıldı. Brexit sonrası soğuk ilişkiler, yerini daha pragmatik bir diyaloğa bıraktı; ancak bu süreç, Starmer'ın AB karşıtı kesimlerden gelen tepkilere rağmen, yavaş ilerliyor. Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik bölgesiyle yapılan ticaret müzakereleri ise henüz başlangıç aşamasında.
Küresel ölçekte, İngiltere'nin Ukrayna'ya desteği ve Çin ile yaşanan teknolojik rekabetteki denge politikası, Starmer döneminin dış politika başlıklarını oluşturdu. Ülkenin savunma harcamalarını artırma kararı, NATO müttefikleri tarafından olumlu karşılanırken, bu harcamaların finansmanı için vergi artışına gidilmesi iç kamuoyunda tartışma yarattı. Starmer'ın 'güvenli ve müreffeh İngiltere' vizyonu, uluslararası arenada kabul görse de, ülke içindeki ekonomik durgunluk algısı bu vizyonun gölgesinde kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık'taki bu gelişmeler, Türkiye açısından dolaylı ama önemli etkiler barındırıyor. İngiltere'nin AB ile ilişkilerini güçlendirmesi, Türkiye'nin AB üyelik süreci ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi müzakerelerinde dengeleri değiştirebilir. Starmer hükümetinin ticaret politikalarında daha liberal bir çizgi izlemesi, Türkiye-İngiltere ticaret hacminin artmasına katkı sağlayabilir; özellikle savunma sanayi ve yeşil enerji alanlarındaki iş birlikleri iki ülke için de kazançlı görünüyor. Ancak İngiltere'deki ekonomik yavaşlama, bu potansiyelin hayata geçmesini geciktirebilir. Bu nedenle, Ankara'nın Londra ile ilişkilerini çeşitlendirmesi ve ticaret anlaşmalarında esnek davranması stratejik önem taşıyor.