Birleşik Krallık'ta siyasi kulisler, Başbakan Keir Starmer'ın koltuğunu bırakması durumunda yerine geçecek isim üzerinde yoğunlaşmış durumda. Son dönemde anketlerde ve parti içi değerlendirmelerde adı sıkça öne çıkan isim ise Greater Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham. Görev süresi boyunca sergilediği performans, toplumun farklı kesimleriyle kurduğu güçlü bağ ve merkez sol duruşu, Burnham'ı Downing Street'in yeni sahibi olarak en iddialı aday konumuna taşıyor. Peki bu senaryo gerçekleşirse İngiltere siyasetinde neler değişir? Starmer sonrası dönemde İşçi Partisi'nin rotası nasıl şekillenir?
Starmer Döneminin Ardından Gelen Belirsizlik
Keir Starmer, 2020'de İşçi Partisi lideri olduğunda partiyi Jeremy Corbyn'in aşırı sol çizgisinden uzaklaştırma ve yeniden güvenilir bir alternatif haline getirme misyonunu üstlenmişti. 2024 genel seçimlerinde elde ettiği zaferle partiye yeniden iktidar yolunu açsa da, Starmer'ın liderlik tarzı “teknik” ve “bürokratik” olarak eleştirilmekten kurtulamadı. Parti içi muhalif sesler, özellikle sağlık, konut ve altyapı gibi temel konularda yeterince radikal adımlar atılmadığını savunuyor.
Andy Burnham ise tam bu noktada farklılaşıyor. 2001'den 2017'ye kadar milletvekili olarak görev yapan ve Gordon Brown hükümetinde Sağlık Bakanlığı yapan Burnham, 2017'den bu yana Manchester Belediye Başkanı olarak şehir yönetiminde somut başarılara imza attı. Toplu taşıma politikalarındaki reformları, evsizlikle mücadele programı ve yerel hizmetlerdeki etkinliği, onu ülke çapında tanınan bir siyasi figüre dönüştürdü. Özellikle 2022'deki demiryolu grevlerinde hükümetle arabuluculuk yaparak kriz yönetimindeki yetkinliğini kanıtladı.
Burnham'ın en büyük avantajı, İşçi Partisi'nin Kuzey İngiltere'deki tabanıyla kurduğu sıcak ilişki. Brexit referandumunun ardından “Kırmızı Duvar” olarak anılan eski sanayi bölgeleri, parti için kritik öneme sahip. Burnham'ın bu bölgelerde popüler olması, onu Muhafazakar Parti'ye karşı en güçlü silah haline getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Burnham'ın başbakan olması halinde, İngiltere'nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açma potansiyeli bulunuyor. Burnham, Brexit karşıtı duruşuyla biliniyor; ancak AB'ye tam üyelik yerine “gümrük birliğine yakın” bir modeli savunuyor. Bu pozisyon, Brüksel ile gerilimi azaltabilir ve ticaret anlaşmalarının derinleşmesinin önünü açabilir.
Küresel ölçekte ise Burnham'ın daha sosyal demokrat bir ekonomi politikası izlemesi bekleniyor. Yeşil enerji dönüşümüne yatırım, gelir adaletsizliğiyle mücadele ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, programının temel başlıklarını oluşturuyor. Savunma ve dış politikada ise Starmer'ın NATO merkezli çizgisini sürdürmesi, ancak diplomasiye daha fazla ağırlık vermesi öngörülüyor. Ukrayna'ya destek konusunda herhangi bir sapma beklenmiyor; ancak Orta Doğu'da daha dengeli bir söylem benimsenebilir.
Ancak Burnham'ın yolunda bazı engeller de bulunuyor. Parti içi sol kanat, kendisini merkeze çok yakın bularak eleştirebilir. Ayrıca, İskoçya ve Galler'de bağımsızlık yanlısı partilerin yükselişi karşısında Birleşik Krallık'ın birliğini koruma stratejisi henüz netlik kazanmış değil. Bu faktörler, onun Downing Street'e olan yolculuğunu zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İngiltere ile ticari ve diplomatik ilişkilerini çeşitlendirme çabasında. Starmer sonrası dönemde Burnham'ın başbakan olması halinde, İngiltere'nin Türkiye'ye yönelik yaklaşımında belirgin bir değişim beklenmiyor. Ancak Burnham'ın sosyal demokrat kimliği, özellikle insan hakları ve demokrasi vurgusu yapan bir dış politika izlemesine yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde İngiltere'nin rolünü sınırlayabilir. Ticari açıdan ise iki ülke arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması'nın derinleştirilmesi olasılığı devam ediyor. Burnham'ın yeşil enerji ve altyapı projelerine yatırım çağrıları, Türk müteahhitlik firmaları için yeni fırsatlar yaratabilir. Savunma sanayiinde ise Eurofighter-Türkiye işbirliği, Burnham yönetiminde de sürebilir. Sonuç olarak, İngiltere'deki lider değişikliği Türkiye için köklü bir dönüşüm değil, yeni bir denge arayışı anlamına gelecektir.