İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Fransa’nın ev sahipliği yaptığı G7 Zirvesi’nde uluslararası sahneye geri dönüyor ancak müttefikleri arasında geleceğiyle ilgili ‘stres’ belirtileri artıyor. Zirve, Starmer’ın ülke içinde Muhafazakâr Parti lideri rakibi Boris Johnson’ın bu haftaki kritik seçim sınavı öncesinde etkileyici bir performans sergilemesi için son fırsatlardan biri olarak görülüyor. Starmer’ın İngiltere’nin küresel konumunu güçlendirme vaatleri, Brexit sonrası ticari ilişkiler ve güvenlik işbirlikleri zirvenin ana gündem maddeleri arasında yer alıyor. Ancak yıllardır süren siyasi çalkantı, partiler arası gerilimler ve Johnson’ın olası geri dönüşü, İngiliz siyasetinde belirsizliği derinleştiriyor.
Gelişmenin arka planı: Starmer’ın iktidar sancıları
Keir Starmer, 2024’te İşçi Partisi’nin başbakanı olarak göreve başladığında, Brexit’in yaralarını sarmak ve İngiltere’yi küresel bir aktör olarak yeniden konumlandırmak için söz vermişti. Ancak görev süresi, artan enflasyon, sağlık sistemi krizleri ve düzensiz göçle mücadele gibi iç sorunlarla boğuşarak geçti. Müttefikler, özellikle Avrupa Birliği liderleri, Starmer’ın Brexit sonrası ilişkileri düzeltme çabalarını takdir etse de, İngiltere’nin ekonomik ve diplomatik ağırlığının azaldığı yönünde endişeler her geçen gün büyüyor. G7 zirvesi, Starmer’ın uluslararası topluma, ülkesinin hâlâ güvenilir bir ortak olduğunu kanıtlama fırsatı sunuyor.
Zirvenin arifesinde, Boris Johnson’ın Muhafazakâr Parti genel başkanlığı için yarıştığı seçim süreci, Starmer’ın siyasi kaderini doğrudan etkiliyor. Johnson’ın popülist söylemleri, özellikle İngiltere’nin AB ile mesafesini koruyan seçmen kitlesinde hâlâ güçlü bir karşılık buluyor. Uzmanlar, Johnson’ın olası bir zaferinin Starmer’ın liderliğini sorgulanır hale getirebileceğini ve 2025’te erken seçim olasılığını artırabileceğini belirtiyor. Bu durum, İngiltere’nin G7’de etkili bir ses çıkaraması riskini de beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: G7’nin sınavları
G7 Zirvesi, küresel iklim krizi, yapay zekâ düzenlemeleri, gelişmekte olan ülkelere yönelik borç krizi ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi konularda ortak tutum belirlemeyi hedefliyor. İngiltere, bu başlıkların birçoğunda tarihsel olarak söz sahibi olsa da, Starmer yönetiminin vizyonu netleşmedi. Özellikle ABD, Almanya ve Fransa, İngiltere’den daha güçlü bir taahhüt beklerken, Starmer’ın iç siyasi zorlukları ülkesinin elini zayıflatıyor. Zirveden çıkacak en önemli sonuçlar arasında, Ukrayna’ya askeri destek paketlerinin genişletilmesi ve Rus enerjisine yönelik ek yaptırımlar yer alıyor. Ancak İngiltere’nin bu konuda inisiyatif alması, başbakanın kendi ülkesinde güçlü bir duruş sergilemesine bağlı.
Öte yandan, G7’de alınacak kararlar, küresel ticaret dengelerini ve gelişmekte olan ülkelerle iş birliğini yeniden şekillendirebilir. Starmer’ın, özellikle Hindistan ve Afrika ülkeleriyle yeni ticaret anlaşmaları yapma sözü, Brexit sonrası ‘Küresel Britanya’ vizyonunun temel taşlarından biri. Ancak müttefikler, bu vaatlerin somut adımlara dönüşmediğinden şikâyetçi. Zirve, İngiltere’nin uluslararası arenada ne kadar ciddiye alınması gerektiğine dair bir referandum niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin İngiltere ile Brexit sonrası ticari ve diplomatik ilişkilerinin seyrine dair önemli ipuçları veriyor. Türkiye, İngiltere ile serbest ticaret anlaşmasını güncellemeyi ve savunma sanayiinde iş birliğini artırmayı hedefliyor. Ancak Starmer yönetiminin iç siyasi zayıflığı, bu görüşmelerin momentumunu kaybetmesine neden olabilir. Ayrıca, G7’de alınacak Ukrayna ve enerji güvenliği kararları, Türkiye’nin Karadeniz’deki çıkarlarını ve Rusya ile olan ilişkilerini doğrudan etkileyecektir. Dolayısıyla, İngiltere’deki siyasi istikrar, Türkiye’nin Avrupa-Atlantik ittifakındaki pozisyonu için de kritik önem taşıyor.