Sri Lanka Yüksek Mahkemesi, 2019 yılında Paskalya Pazarı'nda düzenlenen ve 269 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırılara ilişkin istihbarat uyarılarını dikkate almadıkları gerekçesiyle dönemin Savunma Bakanı Hemasiri Fernando ile Polis Genel Müdürü Pujith Jayasundara'yı idam cezasına çarptırdı. Mahkeme, iki yetkilinin görevlerini ihmal ederek saldırıların önlenmesini engellediğine hükmetti. Karar, ülkede geniş yankı uyandırırken, yetkililerin avukatları kararı temyize götüreceklerini açıkladı.
İstihbarat uyarıları ve ihmal iddiaları
Mahkeme kararında, saldırılardan önce istihbarat birimlerinin, aşırılık yanlısı bir grubun kiliseleri hedef alabileceği yönünde somut bilgiler paylaştığı ancak dönemin Savunma Bakanı Fernando ve Polis Genel Müdürü Jayasundara'nın bu uyarıları ciddiye almadığı belirtildi. Özellikle, Hindistan istihbaratının Sri Lanka makamlarına iletmiş olduğu uyarıların üst düzey yetkililer tarafından dikkate alınmadığı ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığı vurgulandı.
Mahkeme, her iki yetkilinin de 'insanlığa karşı suç' kapsamında değerlendirilebilecek ihmalkarlıkla görev yaptığına hükmetti. Karar, Sri Lanka'da devlet görevlilerinin terör saldırıları karşısındaki sorumluluğu açısından emsal niteliği taşıyor. Saldırıların ardından kurulan komisyonlar, istihbarat zaafiyetlerini ve koordinasyon eksikliklerini raporlamış, ancak bugüne kadar bu tür bir yargı kararı çıkmamıştı.
Eski yetkililerin avukatları ise kararın ardından yaptıkları açıklamada, müvekkillerinin suçsuz olduğunu savunarak temyiz başvurusunda bulunacaklarını belirtti. Jayasundara'nın avukatı, 'Bu karar hukuki açıdan tartışmalıdır. Müvekkilimiz üzerine düşen tüm görevleri yerine getirmiştir' ifadelerini kullandı. Fernando'nun avukatı da benzer şekilde kararın temyizde bozulacağını umduğunu söyledi.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Bu karar, Güney Asya'da terörle mücadele politikalarının sorgulanmasına yol açtı. Sri Lanka, 2009'da Tamil Kaplanları'nın yenilgiye uğratılmasının ardından uzun süre barış içinde yaşamış, ancak 2019 saldırıları ülkenin güvenlik zafiyetlerini ortaya koymuştu. Saldırıların, İslam Devleti (IŞİD) bağlantılı olduğu belirlenen yerel bir grup tarafından gerçekleştirildiği açıklanmıştı.
Uluslararası toplum, Sri Lanka'daki bu yargı kararını, devlet görevlilerinin hesap verebilirliği açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Benzer süreçler, Güney Asya'da istihbarat ve güvenlik birimlerinin terör saldırılarına karşı hazırlıklı olması gerektiğine dair güçlü bir mesaj veriyor. Özellikle Hindistan ve diğer bölge ülkeleri, terör istihbaratının zamanında ve doğru şekilde kullanılmamasının nelere yol açabileceğine dair bu davayı yakından izliyor.
Karar, Sri Lanka'nın iç siyasetinde de tartışmalara neden oldu. Hükümet, yargı sürecinin bağımsız işlediğini savunurken, muhalefet, kararın ülkenin güvenlik bürokrasisinde reform ihtiyacını ortaya koyduğunu belirtiyor. Saldırı kurbanlarının aileleri ise adaletin yerini bulmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'nin terörle mücadelede istihbarat paylaşımı ve güvenlik koordinasyonunun önemine dair deneyimleriyle örtüşüyor. Türkiye, yıllardır terör örgütlerine karşı mücadele verirken, istihbarat zaafiyetlerinin yol açabileceği sonuçları yakından bilmektedir. Sri Lanka'daki bu yargı kararı, devlet görevlilerinin ihmalinin cezai yaptırımı olabileceğini göstererek, benzer konularda caydırıcı bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca, uluslararası toplumun terörle mücadelede hesap verebilirliği teşvik etmesi, Türkiye'nin savunduğu ilkelerle uyumludur. Bu karar, ülkelerin terörle mücadele stratejilerini gözden geçirmeleri ve istihbarat paylaşımını güçlendirmeleri açısından önemli bir referans noktası olabilir.