Borsa yatırımcıları için önemli bir dönüm noktası yaşanıyor: S&P 500 endeksini geride bırakan hisse senetlerinin sayısı son dört yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu gelişme, piyasa katılımının genişlediğine ve yatırımcıların yalnızca birkaç büyük teknoloji hissesine bağımlı olmaktan çıktığına işaret ediyor. Peki bu eğilim neden devam etmeli? Uzmanlar, piyasa rallisinin sürdürülebilirliği için bu katılımın kritik olduğunu vurguluyor.
Piyasa Katılımındaki Artışın Arka Planı
Son dört yıldır S&P 500 endeksi, bir avuç büyük teknoloji şirketinin (Apple, Microsoft, Nvidia gibi) güçlü performansı sayesinde rekorlar kırıyordu. Ancak bu durum, endeksin gerçek piyasa sağlığını gizliyordu; çünkü çoğu hisse senedi bu yükselişe katılamıyordu. Şimdi ise tablo değişiyor: Ortalama bir hisse senedi, endeksin kendisinden daha iyi performans gösteriyor. Bu, piyasa katılımının genişlediğini ve rallinin tabana yayıldığını gösteriyor.
Bank of America'nın verilerine göre, S&P 500'deki hisselerin yaklaşık %70'i son 50 günlük hareketli ortalamasının üzerinde işlem görüyor. Bu oran, 2020'den bu yana en yüksek seviye. Aynı şekilde, eşit ağırlıklı S&P 500 endeksi, geleneksel endeksi son birkaç ayda geride bırakmış durumda. Bu eğilim, yatırımcıların küçük ve orta ölçekli şirketlere yöneldiğini ve değerlemelerin makul seviyelere geldiğini gösteriyor.
Piyasa katılımındaki bu artışın birkaç nedeni var: Fed'in faiz indirim beklentileri, enflasyonun yavaşlaması ve ekonomik verilerin beklenenden iyi gelmesi. Özellikle faiz indirimleri, küçük şirketlerin borçlanma maliyetlerini düşürerek kâr marjlarını olumlu etkiliyor. Ayrıca yapay zeka teknolojisindeki gelişmeler, yalnızca büyük teknoloji şirketlerini değil, bu teknolojiyi kullanan diğer sektörleri de destekliyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Bu eğilim yalnızca ABD ile sınırlı değil. Avrupa ve Asya borsalarında da benzer bir tablo gözleniyor. Örneğin, Avrupa'da STOXX 600 endeksinde yer alan hisselerin çoğunluğu, endeksin üzerinde performans sergiliyor. Japonya'da ise Nikkei endeksi tarihi zirvelere yaklaşırken, katılımın genişlediği görülüyor. Bu durum, küresel ekonomik toparlanmanın sinyali olarak yorumlanıyor.
Ancak bazı analistler bu iyimserliğe temkinli yaklaşıyor. Zira piyasa katılımındaki artış, her ne kadar sağlıklı bir işaret olsa da, jeopolitik riskler (Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerginlikler) ve Çin ekonomisindeki yavaşlama gibi faktörler ralliyi kırılgan kılıyor. Yine de mevcut veriler, yatırımcıların risk iştahının arttığını ve piyasanın daha dirençli hale geldiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu küresel eğilim, Türkiye'nin sermaye piyasaları için de önemli sinyaller taşıyor. BIST 100 endeksi, son dönemde küresel piyasalarla korelasyonu artırarak yabancı yatırımcıların ilgisini çekiyor. Piyasa katılımının genişlemesi, gelişmekte olan piyasalara yönelik risk iştahını artırabilir ve bu da Türkiye'ye portföy akışlarını hızlandırabilir. Ancak Türkiye'nin kendine özgü riskleri (yüksek enflasyon, cari açık, jeopolitik riskler) nedeniyle bu etkinin sınırlı olabileceği unutulmamalı. Yine de, küresel likiditenin artması ve faiz indirim beklentileri, Türk varlıkları için olumlu bir ortam yaratabilir.