Sosyoloji, son yıllarda sosyal bilimler arasında en çok eleştirilen, hatta yer yer itibarsızlaştırılmaya çalışılan disiplinlerden biri haline geldi. Muhafazakâr çevrelerden gelen 'sosyolojinin aslında gizli bir sosyalizm propagandası olduğu' yönündeki suçlamalar, Brooke Harrington'ın kaleme aldığı makalede sert bir dille reddediliyor. Harrington, bu eleştirilerin bilimsel temelden yoksun olduğunu savunuyor: 'Sosyoloji, toplumu anlamak için ampirik yöntemler kullanan bir bilim dalıdır; bir ideolojinin taşıyıcısı değildir.' Bu suçlama, disiplinin köklerine ve yöntemlerine yapılan haksız bir saldırı olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Sosyoloji, 19. yüzyılda Auguste Comte, Émile Durkheim ve Max Weber gibi düşünürlerin öncülüğünde, toplumsal olayları bilimsel yöntemlerle inceleme iddiasıyla ortaya çıktı. Ancak disiplin, kurulduğu günden bu yana, özellikle toplumsal eşitsizlik, sınıf çatışması ve güç ilişkileri gibi konulara odaklandığı için, siyasi yelpazenin sağ kanadından gelen eleştirilere maruz kaldı. Soğuk Savaş döneminde 'komünist sempatizanlığı' ile suçlanan sosyologlar, bugün de benzer bir hedef tahtasıyla karşı karşıya. Harrington, bu durumu 'entelektüel bir panik atak' olarak nitelendiriyor ve eleştirilerin çoğunun ideolojik önyargılardan beslendiğini ifade ediyor.
Dartmouth College'da profesör olan Brooke Harrington, makalesinde sosyolojinin temel ilkelerini savunurken, bu disiplinle uğraşan akademisyenlerin karşılaştığı baskılara da dikkat çekiyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde bazı eyaletlerde sosyoloji derslerinin müfredattan çıkarılması yönünde girişimler olduğunu belirtiyor. Bu girişimler, bilimsel özgürlüğün ve eleştirel düşüncenin kısıtlanması anlamına geliyor. Harrington, 'Sosyoloji, bireyleri değil, toplumları anlamamızı sağlar. Bu nedenle, toplumsal sorunlara çözüm üretmek için vazgeçilmezdir' diyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Sosyolojiye yönelik bu tür saldırılar, yalnızca ABD ile sınırlı değil; küresel ölçekte artan popülist hareketlerin bilim düşmanı söylemleriyle paralellik gösteriyor. Avrupa'da bazı sağ popülist partiler, sosyolojiyi 'toplumu kutuplaştıran bir alan' olarak tanımlayarak üniversitelerdeki sosyoloji bölümlerinin kapatılması çağrısında bulunuyor. Bu durum, akademik bağımsızlık ve bilimsel araştırmanın önemi konusunda ciddi bir tehdit oluşturuyor. Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerde sosyoloji, toplumsal dönüşüm süreçlerini analiz etmek için kritik bir araç olarak görülüyor ve bu ülkelerdeki sosyologlar, toplumun sesini duyurma misyonunu üstleniyor.
Küresel çapta yaşanan iklim krizi, pandemi sonrası eşitsizliklerin artması ve göç dalgaları gibi sorunlar, sosyolojik analizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Harrington'a göre, bu tür küresel sorunların çözümü, ancak toplumsal dinamikleri anlamakla mümkün olabilir. Bu nedenle, sosyolojiye yönelik saldırılar, aslında bilimsel bilginin değersizleştirilmesi ve toplumsal sorunların üstünün örtülmesi anlamına geliyor. Uluslararası Sosyoloji Derneği'nin son açıklamasında, sosyolojinin demokratik toplumların vazgeçilmez bir parçası olduğu vurgulanırken, bu tür ithamların bilimsel etik dışı olduğu belirtildi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de sosyoloji, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana toplumsal dönüşümü anlama çabasında önemli bir yere sahiptir. Ancak son yıllarda artan siyasi kutuplaşma, sosyolojiyi de hedef tahtasına oturtmuştur. Bu disipline yönelik 'gizli sosyalizm' suçlamaları, Türkiye'deki akademisyenler üzerinde baskı oluşturmakta ve objektif toplumsal analizleri zorlaştırmaktadır. Oysa Türkiye gibi hızlı değişen bir toplumda, kentleşme, göç, eşitsizlik ve kimlik meseleleri gibi konuların derinlemesine incelenmesi, sağlıklı kamu politikalarının geliştirilmesi için kritik öneme sahiptir. Sosyolojinin bilimsel yöntemlerle toplumu anlama çabasına sahip çıkmak, Türkiye'nin demokratik geleceği ve toplumsal barışı açısından hayati bir görevdir. Bu bağlamda, Harrington'ın savunduğu gibi, sosyolojinin aslında toplumsal sorunlara çözüm üreten bir bilim dalı olduğu gerçeği, Türk akademisinde de güçlü bir şekilde dile getirilmelidir.