Afrika Boynuzu açıklarında son haftalarda art arda yaşanan korsan saldırıları, Somali korsanlığının yeniden canlandığının alarm verici işaretlerini ortaya koyuyor. Özellikle üç ticari geminin kaçırılması, uluslararası toplumun yıllar süren çabalarıyla bastırılan bu tehdidin, koşullar değiştiğinde ne kadar hızlı geri dönebildiğini gösteriyor. Ancak bu kez, 2000'li yılların sonunda korsanlığı büyük ölçüde durduran çok uluslu donanma koalisyonu ve kapsamlı güvenlik mimarisi artık mevcut değil. Bu durum, hem küresel ticaret rotaları hem de bölgesel istikrar açısından ciddi bir güvenlik açığı yaratıyor.
Korsan Saldırılarındaki Artışın Arka Planı
Son saldırılar, Puntland açıklarında üç geminin kaçırılmasıyla başladı. Bu olaylar, korsanların artık sadece küçük teknelerle değil, daha organize ve silahlı gruplar halinde hareket ettiğini gösteriyor. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) verilerine göre, 2024 yılının ilk yarısında bölgede kaydedilen korsanlık vakaları, son beş yılın ortalamasının iki katına ulaştı. Uzmanlar, bu artışın arkasında birkaç temel faktörün yattığını belirtiyor: Somali'deki siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküntü, iklim değişikliğine bağlı balık stoklarının azalması ve en önemlisi, uluslararası devriyelerin büyük ölçüde sona ermesi.
2008-2012 yılları arasında Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'nda etkili olan korsanlık, NATO, AB, ABD öncülüğündeki Combined Task Force 151 ve bölgesel güçlerin ortak operasyonlarıyla neredeyse sıfırlanmıştı. Ancak bu koalisyonların görev süreleri doldu ya da öncelikler değişti. AB'nin Atalanta Operasyonu hala aktif olsa da, kapsamı daraltıldı ve gemi sayısı azaltıldı. NATO'nun Ocean Shield operasyonu ise 2016'da sona erdi. Bu güvenlik boşluğu, korsanların yeniden organize olmasına olanak tanıdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Somali korsanlığının yeniden canlanması, sadece bölgesel bir tehdit değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirleri için de büyük bir risk. Kızıldeniz'den Süveyş Kanalı'na uzanan deniz yolu, dünya ticaretinin yaklaşık %12'sini taşıyor. Son saldırılar, sigorta primlerinin artmasına ve bazı nakliye şirketlerinin rotalarını Ümit Burnu'na çevirmesine neden oldu. Bu da hem nakliye sürelerini uzatıyor hem de maliyetleri artırıyor. Ayrıca, bölgede zaten var olan Yemen'deki Husi saldırıları da düşünüldüğünde, Bab el-Mandeb Boğazı ve çevresindeki güvenlik durumu giderek daha kırılgan bir hal alıyor.
Uzmanlar, kalıcı bir çözüm için sadece askeri önlemlerin yeterli olmadığını, Somali'deki kara temelli ekonomik fırsatların artırılması gerektiğini vurguluyor. BM Somali Yardım Misyonu (UNSOM) raporlarına göre, korsanlık geliri, ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının önemli bir kısmını oluşturuyor. Balıkçılık ve liman altyapısının geliştirilmesi, genç işsizliğinin azaltılması gibi konular, bu sorunun köküne inilmesi açısından kritik önem taşıyor. Ancak bu tür kalkınma projeleri, uluslararası toplumun siyasi iradesine ve kaynaklarına bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Somali'deki korsanlık tehdidinin yeniden canlanması, Türkiye'nin bölgedeki artan askeri ve ekonomik varlığı açısından doğrudan sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Somali'deki en büyük yabancı yatırımcılardan biri ve ülkedeki askeri üssü (TURKSOM) ile güvenlik alanında da aktif. Korsan saldırılarının yeniden tırmanması, Türk gemilerini ve ticari çıkarlarını tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ve Libya'daki deniz varlığı göz önüne alındığında, Hint Okyanusu'ndaki bu gelişmeler, Türk donanmasının bölgedeki operasyonel kapasitesini artırma ihtiyacını ortaya koyuyor. Öte yandan, Türkiye'nin Somali ile imzaladığı hidrokarbon anlaşmaları ve deniz yetki alanları anlaşması, korsanlık tehdidinin bu projelerin güvenliğini de riske atabileceğini gösteriyor. Bu nedenle Türkiye, hem ulusal çıkarlarını korumak hem de uluslararası deniz güvenliğine katkı sağlamak için bölgedeki koalisyon çabalarına yeniden angaje olmayı değerlendirmelidir.