İsrail Maliye Bakanı ve işgal altındaki Batı Şeria’daki sivil yönetimden sorumlu Bezalel Smotrich, 1997 tarihli Hebron Protokolü’nü tek taraflı olarak feshetti. Bu karar, işgal altındaki Batı Şeria’nın en büyük kenti Hebron’da Filistin Yönetimi’nin (FY) sivil kontrolünü tamamen sona erdiriyor. Smotrich’in imzaladığı emirle, daha önce Filistin polisinin ve sivil yetkililerin görev yaptığı H-1 bölgesi de dahil olmak üzere kentin tamamı İsrail askeri yönetimine devredildi. Karar, 26 yıllık bir uzlaşının çöküşü anlamına gelirken, uluslararası toplumdan geniş tepki çekti. ABD, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, adımın barış sürecine darbe vurduğunu belirtti.
Gelişmenin arka planı: Hebron Protokolü neydi?
Hebron Protokolü, 1997 yılında İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında imzalanmıştı. Oslo Barış Süreci’nin bir parçası olan anlaşma, kenti iki bölgeye ayırıyordu: Filistin Yönetimi’nin sivil kontrolündeki H-1 ve İsrail’in askeri kontrolündeki H-2. H-2 bölgesi, Yahudi yerleşimcilerin yoğun olduğu alanları ve İbrahim Camii’ni (Mearat HaMahpela) kapsıyordu. Protokol, Filistin polisinin H-1’de görev yapmasına izin verirken, İsrail güvenlik güçlerinin H-2’deki varlığını sürdürmesini öngörüyordu. Smotrich’in kararıyla H-1 bölgesi de İsrail askeri yönetimine geçiyor. Bu, Filistin polisinin ve sivil memurların kentteki tüm yetkilerini kaybetmesi anlamına geliyor. Kararın hemen ardından Filistin yönetimi, “işgalin derinleşmesi” olarak nitelendirdiği adımı kınarken, yerel halk arasında gerginlik arttı.
Bölgesel ve küresel boyut
Smotrich’in hamlesi, İsrail’in aşırı sağcı hükümetinin Batı Şeria’yı ilhak politikasının bir parçası olarak görülüyor. Koalisyon hükümetinin kilit isimlerinden olan Smotrich, daha önce de Filistin Yönetimi’nin varlığını tanımadığını açıklamıştı. Karar, uluslararası hukuka göre işgal altındaki topraklarda sivillerin statüsünü düzenleyen Cenevre Sözleşmeleri’ne aykırı bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, “tek taraflı adımların iki devletli çözümü baltaladığı” uyarısında bulundu. BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, “Hebron Protokolü’nün feshi, İsrail-Filistin çatışmasının siyasi çözümüne yönelik Oslo çerçevesine ağır bir darbedir” dedi. Avrupa Birliği ise, kararın “kabul edilemez” olduğunu ve iki devletli çözümü tehdit ettiğini vurguladı. Bölgedeki tansiyonun artması beklenirken, Filistinli gruplar İsrail hedeflerine yönelik saldırılarını artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun süredir destekleyen bir aktör olarak, bu karara karşı çıkması beklenen ülkeler arasında. Ankara’nın, İsrail’in tek taraflı adımlarını kınayan ve iki devletli çözümü savunan diplomatik girişimlerde bulunması muhtemel. Ayrıca, Türkiye’nin Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki Filistin kurumlarına sağladığı destek, Hebron’daki gelişmeler ışığında daha da önem kazanıyor. Kararın bölgesel istikrarsızlığı artırması, Türkiye’nin Suriye ve Doğu Akdeniz’deki güvenlik çıkarlarını da etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye-İsrail ilişkilerinde son dönemde yaşanan normalleşme süreci, bu tür bir adımın ardından yeniden gerilme riski taşıyor. Türk diplomatların konuyu BM ve İİT gibi platformlarda gündeme getirmesi bekleniyor.