Slovenya'nın siyasi arenasında adeta bir kurtulan olarak tanınan Janez Jansa, dördüncü kez başbakanlık koltuğuna oturdu. Mart 2025'te göreve başlayan Jansa liderliğindeki koalisyon hükümeti, kısa sürede ülkeyi bölen ve muhalefet ile sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çeken adımlar atmaya başladı. 66 yaşındaki siyasetçi, daha önceki dönemlerinde olduğu gibi medya üzerindeki baskıyı artırma, yargı bağımsızlığını zayıflatma ve göçmen karşıtı söylemleri ön plana çıkarma eğilimi sergiliyor. Slovenya'nın AB ve NATO üyesi bir ülke olarak demokratik standartlarındaki bu gerileme, Brüksel'de de endişeyle takip ediliyor. Jansa'nın iktidara dönüşü, ülkedeki siyasi kutuplaşmanın derinleşmesinden endişe eden uzmanlar tarafından 'Slovenya için tehlikeli bir dönemin başlangıcı' olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı: Siyasi bir kurtulanın yükselişi
Janez Jansa, Slovenya siyasetinde 1990'lardan bu yana aktif bir figür. İlk kez 2004 yılında başbakan olan Jansa, 2012-2013 ve 2020-2022 yılları arasında da bu görevi üstlendi. Her döneminde tartışmaları beraberinde getiren Jansa, yolsuzluk iddiaları ve otoriter eğilimleriyle tanınıyor. 2014 yılında bir yolsuzluk davasında mahkumiyet almasına rağmen siyasi kariyerine devam etmeyi başardı. Son seçimlerde merkez sağ Sloven Demokrat Partisi (SDS) liderliğindeki koalisyon, yüzde 45 oy oranıyla hükümeti kurdu. Jansa, seçim kampanyasında göçmen karşıtı söylemler, ulusal egemenlik vurgusu ve 'geleneksel değerlerin korunması' gibi temaları ön plana çıkardı. Koalisyon ortakları arasında milliyetçi ve muhafazakar partilerin yanı sıra, Jansa'ya yakınlığıyla bilinen bir grup bağımsız milletvekili de yer alıyor. Uzmanlar, Jansa'nın bu kez daha radikal adımlar atabileceğini, çünkü koalisyonun içinde kendisine muhalif seslerin oldukça zayıf olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa'da otoriterleşme dalgası
Jansa'nın yeniden iktidara gelmesi, sadece Slovenya için değil, Avrupa Birliği'nin genel siyasi iklimi açısından da önemli bir gelişme. Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile yakın ilişkileri bilinen Jansa, Orban'ın 'illiberal demokrasi' modelinin bir benzerini Slovenya'da uygulamaya çalışıyor. Hükümetin ilk icraatları arasında kamu yayıncısı RTV Slovenya'nın yönetim kuruluna hükümet yanlısı isimlerin atanması ve anayasa mahkemesinin yetkilerini kısıtlayacak bir yasa tasarısının hazırlanması yer alıyor. Bu adımlar, AB Komisyonu tarafından 'hukukun üstünlüğü endişeleri' olarak kaydedildi. Brüksel, Polonya ve Macaristan'daki benzer süreçlerde olduğu gibi, Slovenya'ya karşı da bir prosedür başlatıp başlatmayacağını değerlendiriyor. Ayrıca, Batı Balkanlar'da istikrar arayan AB için Jansa'nın Sırbistan ve Bosna-Hersek'teki Sırp milliyetçileriyle yakın ilişkileri, bölgedeki dengeleri etkileyebilir. Slovenya'nın NATO içinde Rusya'ya karşı sert tutumu ise, Jansa'nın önceki dönemlerinde olduğu gibi devam ediyor. Ancak iç politikadaki bu gelişmeler, Slovenya'nın AB içindeki kredibilitesini zedeleyerek, ülkenin dış politikada etkisini sınırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Slovenya'nın iç siyasetindeki bu dönüşüm, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, Avrupa Birliği'nin genişleme ve hukukun üstünlüğü politikalarına yansımaları açısından önem taşıyor. AB'nin kendi içinde otoriterleşme eğilimleriyle mücadelesi, Türkiye'nin üyelik sürecinde Brüksel'in kriterleri uygulamadaki tutarlılığını etkileyebilir. Ayrıca, Jansa'nın Sırbistan ve Bosna'daki Sırp liderlerle yakın ilişkileri, Balkanlar'daki güç dengelerini Türkiye'nin çıkarları aleyhine değiştirebilir. Türkiye, Balkanlar'da istikrarı desteklerken, Jansa'nın bölgedeki milliyetçi söylemlerinin bu hedefe zarar vermesinden endişe duyabilir. Ancak, iki ülke arasındaki ticaret hacmi sınırlı olduğu için ekonomik etkinin düşük olması bekleniyor.