İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), on yıllardır süren propaganda çalışmalarıyla kendini dünyanın en ahlaklı ordusu olarak tanıtırken, bu imajın arkasında paralı asker kullanımına dayanan çok daha karanlık bir gerçeklik yatıyor. 1915'te Osmanlı İmparatorluğu'na karşı Çanakkale'de savaşan Siyon Katır Kolordusu'ndan, 2026'da kurulması planlanan Uluslararası Lejyon'a kadar geçen süreçte, İsrail'in paralı asker kullanma geleneği dikkat çekiyor. 'Purity of arms' (silahların saflığı) olarak bilinen ve savaşta dahi etik davranmayı garanti ettiği iddia edilen Siyonist doktrin, aslında başta Filistin toprakları olmak üzere işgal bölgelerinde sistematik insan hakları ihlallerini gizlemek için kullanılan bir söylem olarak karşımıza çıkıyor.
Paralı Asker Geleneği: Siyon Katır Kolordusu'ndan Yabancı Gönüllülere
1915 yılında, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Rusya'dan sürgün edilen Yahudi asıllı gönüllülerden oluşan Siyon Katır Kolordusu, İngiliz Ordusu bünyesinde Çanakkale Cephesi'nde savaştı. Bu birlik, daha sonra 'İsrail Devleti'nin temelini oluşturacak olan Yahudi Lejyonu'nun öncüsü sayılıyor. O dönemde kullanılan bu model, İsrail'in kurulmasından sonra da devam etti. 1948 Arap-İsrail Savaşı'ndan itibaren, dünyanın dört bir yanından gelen Yahudi gönüllüler, 'Mahal' olarak adlandırılan bir program altında IDF'ye katıldı. 2026 yılında faaliyete geçmesi beklenen 'Uluslararası Lejyon' ise aslında bu geleneğin daha sistemli bir versiyonu olarak görülüyor.
İsrail'in paralı asker kullanma stratejisi yalnızca kendi ordusuyla sınırlı değil. Özel askeri şirketler (PMSC'ler) aracılığıyla dünyanın birçok çatışma bölgesinde İsrailli emekli askerler, 'güvenlik danışmanı' adı altında savaşıyor. Bu şirketlerin çoğu, Batı Şeria'da Filistinlilere karşı kullanılan taktikleri geliştirmekten, Latin Amerika'da uyuşturucu kartelleriyle savaşmaya kadar geniş bir yelpazede hizmet veriyor. İsrail devleti bu sayede hem kendi askerlerini koruyor hem de çatışma bölgelerindeki operasyonları dolaylı olarak kontrol ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Söylem ile Gerçeklik Arasındaki Uçurum
IDF'nin 'dünyanın en ahlaklı ordusu' söylemi, özellikle 2014 Gazze Savaşı'ndan bu yana ciddi şekilde sorgulanıyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail ordusunun sivil halkı hedef alan saldırılarda bulunduğunu, orantısız güç kullandığını ve savaş suçları işlediğini belgeliyor. İşte tam da bu noktada, İsrail'in paralı asker kullanma stratejisi devreye giriyor: Uluslararası hukuk, özel askeri şirketlerin eylemlerinden devletleri doğrudan sorumlu tutmayı zorlaştırıyor. Bu durum, İsrail'e uluslararası alanda bir tür 'sorumluluk kalkanı' sağlıyor.
Bununla birlikte, İsrail ordusunun itibarı, özellikle Batı ülkelerinde hâlâ büyük ölçüde korunuyor. ABD, Almanya ve diğer NATO ülkeleri, düzenli olarak İsrail ordusuyla ortak tatbikatlar düzenliyor ve IDF subaylarına eğitim veriyor. Bu durum, İsrail'in 'en ahlaklı ordu' imajını küresel ölçekte yeniden üretiyor. Ancak bu imaj, özellikle sosyal medya çağında, Filistinli sivil kayıplarının görüntüleriyle her geçen gün daha fazla çürütülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik politikaları ve Filistin davasına verdiği destek açısından önem taşıyor. İsrail'in paralı asker stratejisi, bölgede istikrarsızlığı artırabilecek bir faktör olarak değerlendirilebilir. Türkiye, uluslararası hukuk çerçevesinde bu tür uygulamaları eleştirirken, aynı zamanda kendi güvenlik güçlerinin profesyonellik ve ahlak standartlarını vurgulayan bir söylem geliştiriyor. İsrail'in paralı asker modeli, Türkiye için dikkatle izlenmesi gereken bir örnek teşkil ediyor, zira bu model gelecekte bölgedeki diğer çatışmalarda da benzer şekilde kullanılabilir.