Sırbistan Devlet Başkanı Aleksandar Vučić, üçüncü kez devlet başkanlığına aday olamayacağı için görevinden istifa etti ve yaklaşan erken parlamento seçimlerinde başbakanlık koltuğuna oturmak için kampanya başlattı. Bu hamle, ülke genelinde aylardır süren protestoların ardından Vučić'in iktidarını koruma çabası olarak değerlendiriliyor.
Vučić'in İstifasının Arka Planı
Aleksandar Vučić, 2014'ten bu yana önce başbakan, ardından 2017'den itibaren devlet başkanı olarak Sırbistan siyasetine yön verdi. Anayasa, bir kişinin en fazla iki kez devlet başkanı seçilmesine izin veriyor. Bu nedenle Vučić, 2027'de yapılması planlanan devlet başkanlığı seçimlerine aday olamayacaktı. Ancak erken genel seçimlerin öne çekilmesiyle birlikte, başbakanlık görevini üstlenerek fiili iktidarını sürdürmeyi hedefliyor. Sırbistan'da başbakan, parlamentoya karşı sorumlu olup hükümetin başıdır; devlet başkanı ise daha çok sembolik yetkilere sahiptir. Dolayısıyla Vučić, başbakan olarak yürütmenin gerçek gücünü elinde tutmaya devam edecek.
Vučić'in istifası, ülkede son aylarda patlak veren geniş çaplı protestoların doğrudan bir sonucu. Mayıs 2023'te Belgrade'de bir okulda ve çevresinde yaşanan iki ayrı silahlı saldırıda 18 kişi hayatını kaybetmiş, hükümetin silah kontrolü ve güvenlik konusundaki tutumu eleştirilmişti. Ardından Aralık 2023'te yapılan erken seçimlerde usulsüzlük iddiaları gündeme geldi. Muhalefet, seçim sonuçlarını tanımayarak sokaklara döküldü. Bu protestolar, Vučić'in otoriter eğilimlerini ve medya üzerindeki baskısını da gündeme getirdi. Avrupa Birliği ve uluslararası gözlemciler, seçim sürecinde ciddi ihlaller olduğunu rapor etti. Vučić ise suçlamaları reddederek protestoları dış güçlerin kışkırttığını öne sürdü.
Şimdi erken parlamento seçimleriyle birlikte Vučić, Sırp İlerleme Partisi (SNS) çatısı altında başbakanlık için yarışacak. Anketler, SNS'nin hâlâ en güçlü parti olduğunu gösterse de, muhalefetin birleşik cephe oluşturma çabaları ve halkın artan hoşnutsuzluğu seçim sonuçlarını belirsizleştiriyor. Vučić'in başbakan olması durumunda, devlet başkanlığı makamı büyük ölçüde sembolik kalacak ve ülkeyi fiilen o yönetmeye devam edecek. Bu durum, Sırbistan'da demokratik kurumların zayıflaması ve güçler ayrılığının erozyona uğraması endişelerini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sırbistan, Batı Balkanlar'ın istikrarı açısından kritik bir ülke. Vučić, iktidarı boyunca hem Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerini yürüttü hem de Rusya ve Çin ile yakın ilişkiler geliştirdi. Özellikle Kosova ile normalleşme sürecinde arabuluculuk yapan AB, Vučić'i denge politikası izlemekle eleştiriyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrasında Sırbistan, Batı yaptırımlarına katılmadı ve Moskova ile bağlarını koparmadı. Bu tutum, AB üyeliği hedefiyle çelişiyor. Vučić'in başbakan olarak görevde kalması, Batı'nın Sırbistan üzerindeki etkisini sürdürme çabalarını zorlaştırabilir. Öte yandan, Sırbistan'daki istikrarsızlık, Bosna-Hersek ve Kuzey Makedonya gibi komşu ülkelerdeki etnik gerilimleri tetikleyebilir. Bölgede halihazırda devam eden Sırp-Boşnak anlaşmazlıkları ve Kosova-Sırbistan diyaloğu, Vučić'in iç politikadaki zayıflamasından olumsuz etkilenebilir. ABD ve AB, Sırbistan'ın demokratik yönde ilerlemesini desteklerken, Vučić'in otoriterleşmesi Batı ile ilişkileri gerginleştiriyor. Erken seçim sonuçları, Sırbistan'ın gelecekteki yönelimini belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sırbistan'daki siyasi gelişmeler, Türkiye'nin Balkanlar politikası açısından yakından takip edilmeli. Türkiye, bölgede tarihsel ve kültürel bağları olan bir ülke olarak Sırbistan ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmeye önem veriyor. Vučić döneminde iki ülke arasında imzalanan serbest ticaret anlaşması ve altyapı projeleri dikkate değer. Ancak Vučić'in otoriter eğilimleri ve Batı ile yaşadığı gerilim, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir. Erken seçimler sonrasında Sırbistan'ın AB ile ilişkileri ve Kosova meselesindeki tutumu, Türkiye'nin Balkan stratejisini etkileyebilir. Ayrıca, Sırbistan'daki istikrarsızlık, bölgedeki Türk yatırımları ve Türk azınlığın durumu açısından risk oluşturabilir. Türkiye, Sırbistan'da demokratik sürecin işlemesini ve istikrarın korunmasını desteklemeli, ancak iç işlere müdahale etmekten kaçınmalıdır. Bu bağlamda, Türk dış politikası için Sırbistan'daki gelişmeler, Batı Balkanlar'daki genel denge ve AB'nin genişleme perspektifi açısından kritik bir sınav niteliğinde.