Sırbistan, Pazar günü son 14 yılın en çekişmeli parlamento seçimine gitmeye hazırlanıyor. Popülist lider Aleksandar Vučić'in Sırp İlerleme Partisi (SNS) iktidarını korumaya çalışırken, öğrenci liderliğindeki bir hareket siyasi değişim arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor. Seçim, 2024 yılında Novi Sad tren istasyonunda bir kanopinin çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından başlayan ve yaklaşık iki yıldır süren protestoların gölgesinde gerçekleşiyor. Sandık, Sırbistan'ın demokratik geleceği ve Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.
Protestolardan Sandığa: Öğrenci Hareketinin Yükselişi
2024 yılında Novi Sad'da meydana gelen trajedi, Sırbistan'da geniş çaplı öfkeye yol açtı. Hükümetin altyapı projelerindeki ihmalkarlığı ve yolsuzluk iddiaları, özellikle gençler arasında büyük tepki topladı. Öğrencilerin öncülük ettiği protestolar kısa sürede ülke geneline yayıldı ve Sırbistan'ın dört bir yanından yüz binlerce kişi sokaklara döküldü. Gösteriler, sadece kazanın sorumlularının hesap vermesini değil, aynı zamanda yıllardır süregelen yolsuzluk, medya üzerindeki baskı ve demokratik gerileme gibi daha geniş sorunları da gündeme taşıdı.
Öğrenci hareketi, bu talepleri siyasi bir programa dönüştürerek seçimlere müdahil olma kararı aldı. Hareketin desteklediği bağımsız adaylar ve muhalefet partileri, Vučić'in otoriter eğilimlerine karşı birleşik bir cephe oluşturma çabasında. Ancak muhalefetin parçalı yapısı ve seçim sistemindeki avantajlar, iktidar partisinin işini kolaylaştırıyor.
Seçim kampanyası, iktidar partisinin kontrolündeki medya kuruluşlarının yanı sıra bağımsız haber siteleri ve sosyal medya üzerinden yürütülen yoğun bir mücadeleye sahne oldu. Vučić, mitinglerde ekonomik istikrar ve altyapı yatırımlarındaki başarıları öne çıkarırken, muhalefet yolsuzluk ve demokratik hak ihlallerini vurguluyor. Anketler, iktidar partisinin hala önde olduğunu gösterse de, öğrenci hareketinin dinamizmi ve genç seçmenin sandığa ilgisi yarışın seyrini değiştirebilir.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Sırbistan'daki seçim, sadece ülke içi dinamikler açısından değil, aynı zamanda Balkanlar ve Avrupa için de büyük önem taşıyor. Sırbistan, Batı Balkanlar'ın en büyük ekonomisi ve bölgesel istikrarın kilit aktörlerinden biri. Vučić'in iktidarı, Rusya ile geleneksel bağları sürdürürken aynı zamanda Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerini yürütme çabasıyla karakterize ediliyor. Ancak son yıllarda Brüksel ile ilişkiler, Kosova sorunu ve demokratik gerileme nedeniyle gerginleşti.
Muhalefetin seçim zaferi, Sırbistan'ın AB perspektifini güçlendirebilir ve bölgede demokratik dönüşüm umutlarını artırabilir. Öte yandan, Vučić'in yeniden iktidara gelmesi, ülkenin daha da otoriterleşmesine ve Batı'dan uzaklaşmasına yol açabilir. Bu durum, AB'nin genişleme politikası ve Batı Balkanlar'daki nüfuzu açısından risk oluşturuyor.
Uluslararası gözlemciler, seçim sürecinin adil olup olmayacağını yakından takip ediyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve diğer kuruluşlar, seçim öncesi ve sırasında yaşanabilecek usulsüzlükleri raporlayacak. Özellikle medya özgürlüğü, seçim kampanyalarının finansmanı ve devlet kaynaklarının iktidar lehine kullanılması gibi konular endişe kaynağı.
Seçim sonuçları, Sırbistan'ın Kosova ile normalleşme sürecini de etkileyecek. Vučić, Kosova ile diyalogda pragmatik bir çizgi izlerken, muhalefet daha milliyetçi bir söylem benimseyebilir. Ancak öğrenci hareketinin desteklediği adaylar, Kosova sorununda daha yapıcı ve AB yanlısı bir tutum sergileme eğiliminde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sırbistan'daki seçim, Türkiye'nin Balkanlar politikası ve bölgesel istikrar açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, Sırbistan ile son yıllarda ekonomik ve ticari ilişkilerini güçlendirdi; Vučić'in iktidarda kalması, mevcut işbirliği anlaşmalarının sürekliliği açısından Ankara için öngörülebilirlik sağlayabilir. Ancak olası bir iktidar değişikliği, Sırbistan'ın AB yanlısı bir çizgiye kayması ve Kosova ile ilişkilerde yeni bir dönem başlaması anlamına gelebilir. Bu durum, Türkiye'nin Balkanlar'daki denge politikasını ve Kosova ile olan özel bağlarını yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Ayrıca, Sırbistan'daki demokratikleşme süreci, bölgede Türkiye'nin de savunduğu istikrar ve refahın temelini oluşturabilir.