Singapur'da yapılan yeni bir araştırma, kaygı veya depresyon belirtileri gösteren her dört yetişkinden yaklaşık üçünün profesyonel yardım almadığını ortaya koydu. Duke-NUS Tıp Fakültesi tarafından yürütülen ve 2.500'den fazla kişiyi kapsayan çalışma, bu kişilerin büyük çoğunluğunun resmi sağlık hizmetlerine başvurmak yerine arkadaşlarından veya aile üyelerinden destek almaya açık olduğunu gösteriyor. Araştırma, akran temelli ve topluluk odaklı destek mekanizmalarının, karşılanmayan ruh sağlığı ihtiyaçlarını gidermede etkili olabileceğine işaret ediyor. Singapur'da ruh sağlığı hizmetlerine erişimdeki bu boşluk, özellikle pandemi sonrası dönemde daha da belirgin hale geldi.
Gelişmenin arka planı: Singapur'da ruh sağlığı hizmetlerine erişim sorunu
Duke-NUS araştırmacıları, Singapur genelinde 2.573 yetişkinle yüz yüze görüşmeler yaparak ruh sağlığı durumlarını ve yardım arama davranışlarını değerlendirdi. Katılımcıların yaklaşık yüzde 13'ü, yani yaklaşık 334 kişi, klinik olarak anlamlı kaygı veya depresyon belirtileri gösteriyordu. Ancak bu gruptaki kişilerin yalnızca yüzde 22'si bir psikolog veya psikiyatrist gibi bir ruh sağlığı uzmanına başvurmuştu. Geriye kalan yüzde 78 ise hiçbir profesyonel yardım almamıştı.
Araştırma, yardım almama oranının yüksek olmasının birkaç nedenini sıralıyor: Damgalanma korkusu, maliyet endişeleri, hizmetlerin farkında olmama ve tedaviye ulaşmada algılanan engeller. Özellikle genç yetişkinler ve erkekler, yardım arama konusunda daha isteksizdi. Bununla birlikte, profesyonel yardım almayanların yüzde 70'inden fazlası, bir arkadaşı veya aile üyesiyle sorunlarını paylaşmaya istekli olduğunu belirtti.
Bu bulgu, toplum temelli müdahalelerin potansiyelini vurguluyor. Duke-NUS psikiyatri profesörü ve çalışmanın başyazarı Dr. Mythily Subramaniam, "İnsanların resmi sağlık sistemine girmeden önce güvendikleri kişilere yönelme eğiliminde olduklarını görüyoruz. Bu nedenle, akran destek ağlarını güçlendirmek ve ruh sağlığı okuryazarlığını artırmak, tedavi açığını kapatmada kritik öneme sahip," dedi.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya'da ruh sağlığı farkındalığı artıyor
Singapur'daki bu durum, Asya'nın birçok gelişmiş ekonomisinde benzer eğilimlerle örtüşüyor. Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi ülkelerde de ruh sağlığı hizmetlerine başvuru oranları düşük seyrediyor. Kore'de yapılan bir araştırma, depresyon hastalarının yalnızca yüzde 15'inin tedavi aldığını ortaya koyarken, Japonya'da bu oran yüzde 20 civarında. Bunun temel nedenleri arasında kültürel damgalama, ruh sağlığı konusunda eğitim eksikliği ve sağlık sistemlerinin yapısal sorunları yer alıyor.
Öte yandan, Asya ülkeleri ruh sağlığına yönelik farkındalığı artırmak için adımlar atıyor. Singapur hükümeti, 2023 yılında Ulusal Ruh Sağlığı Stratejisi'ni güncelleyerek toplum temelli hizmetlere yatırım yapma sözü verdi. Benzer şekilde Güney Kore, akıl sağlığı taramalarını zorunlu hale getirirken, Malezya ve Endonezya'da akran destek grupları yaygınlaşıyor. Duke-NUS'un çalışması, bu tür girişimlerin hızlandırılması gerektiğine işaret ediyor.
Küresel olarak, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ruh sağlığı sorunlarının ekonomik yüküne dikkat çekiyor. Depresyon ve anksiyete bozuklukları, her yıl küresel ekonomiye 1 trilyon dolardan fazla verimlilik kaybına neden oluyor. Singapur örneğinde, karşılanmayan tedavi ihtiyacı, iş gücü verimliliğini düşürerek ülke ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, akran desteği gibi düşük maliyetli müdahalelerin yaygınlaştırılması hem bireysel hem de toplumsal fayda sağlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de Singapur'a benzer şekilde ruh sağlığı hizmetlerine erişimde önemli engeller bulunuyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, ülkedeki depresyon hastalarının yalnızca yüzde 20-25'i tedavi alabiliyor. Damgalama, maliyet ve uzman sayısının yetersizliği gibi faktörler Türkiye'de de yardım arama oranlarını düşürüyor. Bu araştırma, Türkiye'de de toplum temelli ve akran destekli modellerin geliştirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Özellikle kırsal bölgelerde ruh sağlığı okuryazarlığını artıracak ve damgalamayı azaltacak programlar, mevcut hizmetlerin üzerindeki yükü hafifletebilir. Ayrıca, Türkiye'nin sağlık turizmi potansiyeli göz önüne alındığında, ruh sağlığı hizmetlerinde kaliteyi artırmak uluslararası rekabet gücünü de destekleyecektir.