ABD'de yıllardır süregelen siklospora salgını, federal sağlık yetkililerinin gıda arzının 'güvenli' olduğu yönündeki açıklamalarına rağmen ürün güvenliği uygulamalarına yönelik endişeleri yeniden gündeme getiriyor. Kongre üyeleri ve tüketici grupları, özellikle ithal taze ürünlerdeki denetim eksikliklerine dikkat çekiyor ve mevcut gözetim sisteminin yetersiz kaldığını savunuyor.
Salgının Arka Planı ve Yetkililerin Açıklamaları
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ve Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), son birkaç ay içinde çok sayıda eyalette siklospora kaynaklı mide-bağırsak enfeksiyonu vakaları rapor edildiğini doğruladı. Salgının kaynağı olarak genellikle Meksika'dan ithal edilen taze ürünler gösteriliyor; ancak yetkililer, virüslü ürünün belirlenmesi için çalışmaların sürdüğünü açıkladı. Sağlık Bakanı Xavier Becerra, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada 'Amerikan halkı, marketlerde satılan gıdaların güvenli olduğundan emin olmalı' diyerek mevcut sistemin etkinliğini vurguladı. Fakat bu açıklama, son iki yılda yaşanan büyük ölçekli geri çağırmaların gölgesinde yeterli bulunmuyor.
Özellikle 2020'de yaşanan ve 30'dan fazla eyalette 1.000'den fazla kişiyi etkileyen siklospora salgını, federal otoritelerin ithal ürünlere yönelik denetim protokollerinin ne kadar zayıf olduğunu ortaya koymuştu. O dönemde yapılan incelemeler, FDA'nın ithalat sırasındaki numune alma oranının yüzde 1'in bile altında olduğunu göstermişti. Benzer endişeler, bu yılki salgınla birlikte tekrar gündeme geldi. Temsilciler Meclisi Tarım Komitesi üyesi Demokrat Kongre üyesi Rosa DeLauro, yaptığı yazılı açıklamada, 'Amerikalıların sofrasına gelen her lokmanın güvenliği garanti altına alınmadığı sürece bu tür açıklamalar boş sözden ibarettir' dedi.
Ayrıca, tüketici güvenliği kuruluşları, gıda zincirinde izlenebilirliğin artırılmasını ve ithalatçılara yönelik daha sıkı laboratuvar testleri yapılmasını talep ediyor. Uzmanlar, siklospora gibi parazitlerin geleneksel bakteri testleriyle tespit edilememesi nedeniyle daha spesifik bir tarama yönteminin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu tartışma, yalnızca ABD'nin iç gıda güvenliği meselesi olmanın ötesinde, küresel gıda ticaretini de doğrudan etkileyen bir boyut taşıyor. ABD, Meksika, Kanada ve birçok Orta Amerika ülkesinden yoğun şekilde taze meyve ve sebze ithal ediyor. Salgınlar, ithalatçı ülkelerin ürünlerine uygulanan ek denetimleri beraberinde getirerek ticarette gecikmelere yol açabiliyor. Örneğin, geçtiğimiz haftalarda FDA'nın Meksika'dan gelen bazı ürünleri ek denetime tabi tutması, üretim ve sevkiyat zincirinde aksamalara neden oldu.
Öte yandan, Avrupa Birliği gibi gelişmiş pazarlar, gıda güvenliği standartlarını sürekli güncelliyor ve tedarikçilerine sıkı şartlar koşuyor. ABD'nin bu konudaki mevcut uygulamalarının, uluslararası standartlarla ne kadar uyumlu olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Uzmanlar, bu tür salgınların küresel gıda tedarik zincirinde ortak standartların önemini bir kez daha ortaya koyduğunu, ülkelerin güvenlik önlemlerini koordineli şekilde uygulaması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin gıda ihracatı politikaları açısından dolaylı bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, özellikle Avrupa'ya yaş sebze ve meyve ihraç eden bir ülke olarak, ithalatçı ülkelerin gıda güvenliği standartlarını yakından takip etmek zorunda. ABD'deki bu tartışmalar, AB'nin de benzer ithalat denetimlerini sıkılaştırmasına yol açabilir; bu da Türk ihracatçılarının daha fazla test ve belgelendirme sürecine tabi tutulması anlamına gelebilir. Türk gıda sektörünün bu tür olası düzenlemelere uyum sağlaması, sürdürülebilir ihracat için kritik bir faktör olacaktır. Ayrıca, Türkiye'nin kendi iç pazarında da gıda güvenliği denetimlerini güçlendirmesi, halk sağlığını korumanın yanı sıra uluslararası itibarı açısından önem taşıyor.