ABD'de Yahudi kurumlarına yönelik antisemitik tehditler, sinagoglar, okullar ve toplum merkezlerini koruma maliyetini yıllık 1 milyar doların üzerine çıkardı. Yeni tahminlere göre, ülke genelinde Yahudi cemaatleri artan güvenlik ihtiyaçları için benzeri görülmemiş kaynaklar ayırmak zorunda kalıyor. Kongregasyonlar, federal fonların yetersiz kaldığı noktada kendi güvenlik ekiplerini kurmaya yöneliyor.
Güvenlik Maliyetlerindeki Artışın Arka Planı
ABD'de Yahudi kurumlarına yönelik saldırı ve tehditler son yıllarda sistematik bir artış gösterdi. 2018'de Pittsburgh'daki Tree of Life Sinagogu'nda 11 kişinin öldürüldüğü saldırı, 2019'da Poway'daki Chabad sinagoguna düzenlenen saldırı ve 2022'de Colleyville'de bir sinagogda rehin alma olayı, cemaatlerin güvenlik algısını kökten değiştirdi. Bu olayların ardından sinagoglar, Yahudi gündüz okulları ve toplum merkezleri kapılarında silahlı güvenlik görevlileri bulundurmaya, kamera sistemlerini güçlendirmeye ve personelini aktif saldırı durumlarına karşı eğitmeye başladı.
Yeni tahminler, bu önlemlerin toplam yıllık maliyetinin 1 milyar doları aştığını ortaya koyuyor. Bu rakam, federal hükümetin Yahudi kurumlarının güvenliği için ayırdığı bütçenin çok üzerinde. Kongregasyonlar, artan maliyeti karşılamak için bağış toplama kampanyaları düzenliyor, üyelik aidatlarını yükseltiyor ve bazı durumlarda eğitim programlarını kısmak zorunda kalıyor. Uzmanlar, güvenlik harcamalarının cemaatlerin diğer faaliyetlerine ayrılan kaynakları ciddi biçimde daralttığını belirtiyor.
Antisemitizm izleme kuruluşlarının verilerine göre, ABD'de Yahudi karşıtı olaylar 2023 ve 2024 yıllarında rekor seviyelere ulaştı. Özellikle 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği saldırı ve ardından başlayan Gazze savaşı sonrasında, üniversite kampüslerinde ve sosyal medyada antisemitik söylemlerde belirgin bir artış yaşandı. Bu durum, Yahudi öğrencilerin ve akademisyenlerin kendilerini güvende hissetmemesine yol açtı. Bazı üniversitelerde Yahudi öğrenci dernekleri ek güvenlik önlemleri talep etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu gelişme, küresel antisemitizm dalgasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Avrupa'da da benzer bir eğilim gözlemleniyor: Fransa, Almanya ve İngiltere'de Yahudi kurumlarına yönelik saldırılar artarken, hükümetler ek güvenlik fonları ayırmak zorunda kaldı. Almanya'da 2024'te sinagoglara yönelik saldırılar iki katına çıktı; Fransa'da Yahudi okulları askeri koruma altına alındı. Bu tablo, Batı demokrasilerinde azınlık dini kurumlarının korunmasının yapısal bir sorun haline geldiğini gösteriyor.
ABD'de federal düzeyde, Yahudi kurumlarının güvenliği için ayrılan fonlar tartışma konusu. Kongre'de iki partili destekle geçen bazı yasalar, kâr amacı gütmeyen kuruluşlara güvenlik hibeleri sağlıyor. Ancak bu hibeler, artan ihtiyacın yalnızca bir kısmını karşılıyor. Cemaat liderleri, hükümetin daha fazla kaynak ayırması gerektiğini savunuyor. Öte yandan, bazı sivil toplum kuruluşları, güvenlik harcamalarının polis bütçelerine alternatif oluşturmaması gerektiğini belirtiyor.
Uzmanlar, antisemitizmin yalnızca aşırı sağ gruplardan değil, aynı zamanda aşırı sol ve radikal İslamcı çevrelerden de geldiğini vurguluyor. Bu çok kaynaklı tehdit algısı, güvenlik stratejilerinin karmaşıklaşmasına neden oluyor. Yahudi kurumları, hem nefret suçlarıyla mücadele hem de ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi gözetmek zorunda. Bazı eyaletlerde nefret suçlarına yönelik yasalar sıkılaştırılırken, diğerlerinde güvenlik fonları artırıldı.
Bu gelişmeler, ABD'de din özgürlüğü ve azınlık hakları tartışmalarını da derinleştiriyor. Yahudi cemaati, güvenlik endişeleri nedeniyle açık kapı politikalarını kısıtlamak zorunda kalıyor; bu durum, cemaatin dışa açılımını ve toplumla bütünleşmesini olumsuz etkileyebiliyor. Sinagogların bir zamanlar herkese açık olan kapıları, artık güvenlik kontrol noktalarından geçilerek girilen yapılara dönüşmüş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de Yahudi kurumlarına yönelik güvenlik harcamalarının 1 milyar doları aşması, küresel antisemitizm dalgasının boyutunu gösteriyor. Türkiye, bölgesel istikrar ve azınlık hakları konusunda hassas bir konumda. Artan antisemitik olaylar, yalnızca Batı ülkelerinde değil, Orta Doğu'da da gerilimi tırmandırabilir. Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri ve Filistin meselesindeki tutumu, bu tür haberlerin Türk kamuoyundaki algısını etkiliyor. Ayrıca, Türkiye'deki Yahudi cemaati de benzer güvenlik endişeleri taşıyabilir; ancak resmi veriler bu konuda sınırlı. Küresel antisemitizmle mücadele, Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde ele alınması gereken bir konu. Bu gelişme, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde din özgürlüğü ve güvenlik dengesini yeniden düşünmesine yol açabilir.