Küresel ekonomik belirsizliğin arttığı bir dönemde, giderek yaygınlaşan bir düşünce tarzı uluslararası iş birliğini tehdit ediyor: sıfır toplamlı düşünce. Bu yaklaşım, bir grubun ya da ülkenin kazanması için diğerinin kaybetmesi gerektiği varsayımına dayanıyor ve uzmanlar, bu anlayışın kıtlık ve kırgınlık duygularını daha da derinleştireceği konusunda uyarıyor.
Artan Sıfır Toplamlı Söylem ve Nedenleri
Son yıllarda özellikle gelişmiş ekonomilerde yükselen popülist hareketler ve milliyetçi politikalar, ticaretten göçe kadar birçok alanda sıfır toplamlı bir bakış açısını körüklüyor. Özellikle tedarik zinciri krizleri, pandemi sonrası toparlanma sürecindeki eşitsizlikler ve artan enflasyon, bu tür söylemlerin toprak bulmasını kolaylaştırıyor. İnsanlar, kaynakların doğal olarak sınırlı olduğu bir dünyada yaşadıklarına ve başkalarının refahının kendi refahlarını tehdit ettiğine ikna ediliyor.
Sıfır toplamlı düşüncenin kökeninde psikolojik faktörler de yatıyor. Yapılan araştırmalar, ekonomik belirsizlik ve statü kaybı korkusunun bireyleri daha rekabetçi ve paylaşımcı olmayan bir zihniyete ittiğini gösteriyor. Bu durum, özellikle otomasyon ve yapay zekâ gibi teknolojik gelişmelerin istihdam yapısını dönüştürdüğü sektörlerde daha belirgin hale geliyor. İşini kaybetme endişesi yaşayan kesimler, göçmenleri veya yabancı yatırımcıları kendilerine rakip olarak görmeye başlıyor.
Uzmanlar, bu tür bir zihniyetin kısa vadeli politik kazançlar sağlasa da uzun vadede ekonomik büyümeyi baltalayacağını ve uluslararası iş birliğini zayıflatacağını belirtiyor. Koruyucu ticaret politikaları, teknoloji transferlerinin engellenmesi ve göçün kısıtlanması gibi uygulamalar, küresel ekonomik pastanın küçülmesine yol açabilir.
Küresel Ekonomi Üzerindeki Etkileri ve Örnekler
Küresel ticarette yaşanan son dönemdeki gerginlikler, sıfır toplamlı anlayışın yansımalarının başında geliyor. Örneğin, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşları, her iki ülkenin de belirli sektörlerde kayıplar yaşamasına neden oldu. Benzer şekilde, Avrupa Birliği'nin Brexist sonrası ticaret politikaları da sıfır toplamlı bir müzakere anlayışının izlerini taşıyor. Enerji arz güvenliği konusunda yaşanan krizler de bu düşünceyi besliyor.
Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kuruluşlar, küresel GSYİH büyümesinin yavaşladığı bir ortamda ülkelerin iş birliği yapmaması halinde kayıpların artacağı konusunda raporlar yayımlıyor. Raporda, özellikle gelişmekte olan ülkelerin bu durumdan daha fazla etkileneceği vurgulanıyor. Teknolojik üstünlük yarışı, aşı paylaşımı gibi konularda görülen çıkmazlar, sıfır toplamlı düşüncenin hayat kurtarıcı iş birliğinin önüne geçebileceğinin örnekleri.
Öte yandan, küresel ölçekte iş birliğinin başarılı örnekleri de mevcut. İklim değişikliğiyle mücadelede Paris Anlaşması gibi uluslararası mutabakatlar, sıfır toplamlı düşüncenin aşılabileceğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, bu tür iş birliği örneklerinin artırılması için siyasi iradenin güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda bölgesel ve küresel krizlerin tam ortasında yer alan bir ülke olarak sıfır toplamlı düşüncenin etkilerini yakından hissediyor. Özellikle ticaret savaşları ve artan korumacılık, Türkiye'nin ihracata dayalı büyüme modelini tehdit ederken, enerji ve gıda gibi kalemlerde dışa bağımlılığı, bu tür krizlerle başa çıkma kapasitesini sınırlıyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yaşadığı vize ve gümrük birliği sorunları da sıfır toplamlı bir anlayışın sonucu olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, Türkiye'nin Afrika ve Orta Asya'da yürüttüğü iş birliği projeleri, karşılıklı kazanıma dayalı politikaların başarılı örnekleri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Türkiye'nin, kendi çıkarlarını korurken uluslararası iş birliğini genişletmesi, sıfır toplamlı düşünceye dayalı politikalara karşı bir denge unsuru oluşturabilir.