Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), 65 santigrat derecenin üzerinde sıcaklıkta tüketilen içeceklerin yemek borusu kanseri riskini artırabileceğini duyurdu. Ajans, çok sıcak kahve, çay ve diğer içeceklerin “muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırıldığını açıkladı. Karar, 2016 yılında yapılan kapsamlı bir değerlendirmenin sonucu olarak kamuoyuna duyuruldu. IARC, içeceğin kendisinin değil, sıcaklığının risk faktörü olduğunu vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı
IARC'nin 2016'daki toplantısında 23 bilim insanı bir araya gelerek 1000'den fazla bilimsel çalışmayı inceledi. Yapılan değerlendirmede, 65°C'nin üzerindeki içeceklerin yemek borusunun iç yüzeyinde tahrişe yol açarak kanser gelişimini tetikleyebileceği belirtildi. Ajans, kahvenin kendisini kanserojen maddeler listesinden çıkardı; ancak sıcaklık faktörünü “muhtemelen kanserojen” (Grup 2A) olarak sınıflandırdı. Bu sınıflandırma, yüksek sıcaklıkta tüketilen içeceklerin risk taşıdığını gösteriyor.
Daha önce kahve, 1991 yılında IARC tarafından “muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırılmıştı. Ancak yeni çalışmalar, kahvenin kendisinin kanserojen olmadığını, hatta bazı kanser türlerine karşı koruyucu olabileceğini ortaya koydu. IARC, bu nedenle kahveyi Grup 2B'den (muhtemelen kanserojen) çıkararak Grup 3'e (kanserojen olarak sınıflandırılamaz) aldı. Böylece kahve, artık kanserojen maddeler arasında yer almıyor. Ancak sıcak içeceklerin ortak riski, sıcaklıkla ilişkili bulundu.
Yemek borusu kanseri, dünya genelinde en yaygın sekizinci kanser türü ve kansere bağlı ölümlerde altıncı sırada. Her yıl yaklaşık 400.000 kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Özellikle Asya, Güney Amerika ve Doğu Afrika'da sıcak içecek tüketiminin yaygın olduğu bölgelerde hastalık daha sık görülüyor. IARC, bu bölgelerde yapılan çalışmalarda, çayın çok sıcak içilmesi ile yemek borusu kanseri arasında güçlü bir bağ bulunduğunu belirtti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Dünya genelinde çay ve kahve tüketimi milyarlarca insanı ilgilendiriyor. Özellikle Çin, İran, Türkiye, Rusya ve Güney Amerika ülkelerinde çayın çok sıcak tüketilmesi yaygın bir alışkanlık. IARC'nin bu kararı, gıda güvenliği ve halk sağlığı politikalarını doğrudan etkileyebilir. Bazı ülkeler, içecek sıcaklığı konusunda uyarı etiketleri koymayı düşünebilir. Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü'nün bu sınıflandırması, kanser araştırmalarına yön verecek ve içecek endüstrisini de etkileyebilecek.
Uzmanlar, sıcak içeceklerin 65°C'nin altına soğutulduktan sonra tüketilmesini öneriyor. Bu, içeceğin tadını çok değiştirmese de sağlık açısından önemli bir koruyucu adım. IARC, ayrıca sıcak içeceklerin hızlı tüketilmemesi, yudum yudum içilmesi ve kaynar sıcaklıkta servis edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Bu öneriler, özellikle çay kültürünün yaygın olduğu ülkelerde büyük önem taşıyor.
Bilim insanları, sıcaklığın yemek borusu üzerindeki etkisini şöyle açıklıyor: Yemek borusu, 65°C'nin üzerindeki sıvılara karşı hassas. Sürekli olarak bu sıcaklıkta içecek tüketimi, dokuda kronik tahrişe ve iltihaplanmaya yol açıyor. Bu durum, hücrelerin DNA'sında hasara ve zamanla kanser gelişimine neden olabiliyor. Ancak risk, sadece sıcaklıkla sınırlı değil; sigara ve alkol kullanımı da yemek borusu kanseri riskini artıran diğer faktörler arasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kişi başına çay tüketiminde dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Çay, Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası ve genellikle çok sıcak, hatta kaynar olarak servis ediliyor. IARC'nin bu kararı, Türkiye'de halk sağlığı açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Yemek borusu kanseri, Türkiye'de erkeklerde akciğer ve prostat kanserinden sonra üçüncü sırada görülüyor. Sıcak çay tüketiminin yaygınlığı, bu hastalığın görülme sıklığını artıran bir etken olabilir. Sağlık Bakanlığı'nın bu konuda farkındalık kampanyaları düzenlemesi ve çayın daha ılık tüketilmesi yönünde uyarılar yapması beklenebilir. Ayrıca, Türkiye'deki çay üreticileri ve tüketiciler için bu uyarı, alışkanlıkların gözden geçirilmesine yol açabilir. Ekonomik açıdan ise çay sektörü, bu tür haberlerden olumsuz etkilenebilir; ancak bilimsel veriler, çayın kendisinin değil, sıcaklığının risk olduğunu gösteriyor.