Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği zirvenin hemen ardından New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmama kararı aldı. Şi'nin yerine Çin'i temsil eden Devlet Başkanı Yardımcısı Han Zheng, cumartesi günü BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada "büyük ülkelere" Orta Doğu uluslarının egemenliğine ve güvenliğine saygı gösterme ve "Filistin sorunu" için iki devletli çözümü hayata geçirme çağrısı yaptı. Han'ın bu sözleri, ABD ve İsrail'e yönelik üstü kapalı bir eleştiri olarak yorumlandı.
Zirve sonrası diplomasi trafiği
Şi Jinping'in Trump ile yaptığı zirve, iki ülke arasındaki ticaret savaşları ve teknoloji rekabetinin gölgesinde gerçekleşti. Görüşmenin ardından Şi'nin BM Genel Kurulu'na katılmaması, Pekin'in çok taraflı platformlardan ziyade ikili ilişkilere öncelik verdiği şeklinde yorumlandı. Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Şi'nin programının yoğunluğu nedeniyle bu yıl BM'ye katılmadığı belirtildi. Ancak analistler, zirvenin hemen ardından BM'ye katılmama kararının stratejik bir tercih olduğunu vurguluyor.
Han Zheng, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında Orta Doğu'daki çatışmalara değindi ve "büyük ülkelerin" bölgesel istikrarı sağlamak için sorumluluk alması gerektiğini söyledi. Han, "Filistin halkının meşru haklarını destekliyoruz ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesi için çağrıda bulunuyoruz" dedi. Bu ifadeler, ABD'nin İsrail'e verdiği desteği ve İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarını eleştiren bir ton taşıyordu.
Çin'in BM'deki bu çıkışı, son dönemde Pekin'in Orta Doğu'daki artan diplomatik aktivizminin bir parçası olarak görülüyor. Geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme sürecine ev sahipliği yapan Çin, bölgede nüfuzunu genişletmeye çalışıyor. Han Zheng'in konuşması, Çin'in Filistin meselesindeki geleneksel pozisyonunu yineleyerek, ABD'nin bölgedeki etkisini dengelemeyi amaçlıyor.
Çin'in BM hamlesi ve küresel yankıları
Şi Jinping'in BM Genel Kurulu'na katılmaması, Batılı ülkeler tarafından Çin'in çok taraflılığa olan bağlılığının sorgulanmasına yol açtı. Özellikle ABD'li yetkililer, Çin'in uluslararası platformlarda daha aktif olması gerektiğini savunuyor. Ancak Pekin yönetimi, BM'nin mevcut yapısının Batı çıkarlarına hizmet ettiğini ve reforme edilmesi gerektiğini sık sık dile getiriyor.
Han Zheng'in konuşmasında ayrıca küresel yönetişim, iklim değişikliği ve kalkınma konularına da değinildi. Han, gelişmekte olan ülkelerin sesinin daha fazla duyulması gerektiğini belirterek, BM Güvenlik Konseyi'nde reform çağrısını yineledi. Bu çağrı, Çin'in çok kutuplu bir dünya düzeni kurma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, Şi Jinping'in BM'yi atlaması, Çin'in iç siyasetinde de yankı buldu. Bazı Çinli yetkililer, Devlet Başkanı'nın yurt dışı ziyaretlerinin sınırlı tutulmasının, iç ekonomik sorunlara odaklanma isteğinden kaynaklandığını öne sürüyor. Çin ekonomisi, son çeyrekte beklenenin altında büyüme gösterdi ve genç işsizlik oranı yüksek seyrediyor. Bu koşullarda Şi'nin uzun süreli yurt dışı gezilerden kaçındığı belirtiliyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanları, Çin'in BM'deki temsil düzeyini düşürmesinin, ABD ile yürütülen pazarlıklarda bir denge unsuru olarak kullanılabileceğini söylüyor. Trump yönetimi, Çin'e yönelik ticaret tarifelerini ve teknoloji kısıtlamalarını sürdürürken, Pekin'in BM gibi platformlarda ABD'yi zor durumda bırakacak söylemlerden kaçındığı gözlemleniyor.
Sonuç olarak, Şi Jinping'in BM Genel Kurulu'nu atlaması, Çin'in dış politikasında ikili ilişkilere ve ekonomik önceliklere verdiği ağırlığı gösteriyor. Han Zheng'in konuşması ise Pekin'in Orta Doğu'daki aktif diplomasisini ve Filistin davasına verdiği desteği yineliyor. Bu gelişmeler, Çin'in küresel sahnedeki rolünü yeniden tanımlama çabasının bir yansıması olarak okunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in BM Genel Kurulu'nda Filistin konusunda yaptığı çıkış, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu iki devletli çözüm ve Filistin halkının haklarına destek açısından olumlu bir gelişme. Ancak Çin'in ABD ile ikili ilişkileri önceleyen tutumu, Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki denge politikalarını zorlaştırabilir. Türkiye, hem Çin ile ekonomik iş birliğini geliştirmek hem de ABD ile stratejik ilişkilerini korumak arasında hassas bir denge yürütüyor. Çin'in BM'deki aktif diplomasisi, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik girişimlerine paralel bir zemin oluşturabilir; ancak Pekin'in bölgedeki artan nüfuzu, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddialarıyla zaman zaman rekabet edebilir. Bu nedenle Türkiye, Çin'in adımlarını dikkatle izlemeli ve kendi stratejik önceliklerini korumalı.