İngiliz enerji devi Shell, Nijerya'nın Nijer Deltası bölgesindeki karadaki petrol operasyonlarından çekildiğini duyurarak iklim politikaları açısından olumlu bir adım atmış görünüyordu. Ancak yeni bir araştırma, Shell'in aslında eski varlıklarından petrol ticaretine devam ettiğini ve bu sayede hem karbon ayak izini azaltmış gibi göründüğünü hem de milyarlarca dolar kazanç sağladığını ortaya koydu. Climate Home News tarafından yayımlanan rapora göre, Shell 2021'de Nijerya'daki onshore (kara) varlıklarını 1.3 milyar dolara satarak bu operasyonlardan çekilmişti. Ancak şirket, sattığı sahalardan çıkan petrolün ticaretini yapmaya devam ediyor ve bu da emisyonlarını resmi olarak azaltmış gibi göstermesine olanak tanıyor.
Shell'in Nijerya'daki varlık satışı: İklim karnesini temizleme stratejisi
Shell, Nijerya'daki karadaki petrol ve gaz faaliyetlerini 2021'de, yerel bir konsorsiyum olan Renaissance Group'a satarak bu operasyonlardan çekildiğini duyurdu. Şirket, bu satışı iklim stratejisinin bir parçası olarak sunarken, karadaki operasyonların yüksek emisyon yoğunluğuna ve çevresel risklere dikkat çekti. Ancak rapor, Shell'in aslında bu varlıkları satarak emisyonlarını kağıt üzerinde azalttığını, ancak gerçekte aynı petrolün ticaretini yaparak karbon yoğun faaliyetlerden vazgeçmediğini gösteriyor. Shell, satış anlaşması kapsamında, sattığı sahalardan çıkan ham petrolün önemli bir kısmını satın alma hakkına sahip oldu. Bu sayede şirket, Nijerya'daki karadaki operasyonlarla bağlantılı emisyonları resmi olarak azaltırken, aynı petrolü rafinerilerinde işlemeye ve küresel pazarlarda satmaya devam ediyor.
Uzmanlar, bu uygulamayı 'karbon taşeronluğu' olarak nitelendiriyor. Shell gibi büyük enerji şirketleri, yüksek emisyonlu varlıklarını satarak iklim hedeflerine ulaşmış gibi görünüyor, ancak bu varlıkların ürettiği petrol veya gaz hala küresel enerji piyasasında dolaşıyor. Bu durum, aslında küresel emisyonların azalmadığı, sadece el değiştirdiği anlamına geliyor. Shell'in bu stratejisi, iklim aktivistleri ve çevre örgütleri tarafından eleştiriliyor. 'Shell, iklim taahhütlerini yerine getirmek yerine yükünü başkalarına devrediyor' diyen aktivistler, şirketin bu yolla yeşil aklama (greenwashing) yaptığını ileri sürüyor.
Shell'in Nijerya'daki varlık satışı: İklim karnesini temizleme stratejisi
Shell'in bu uygulaması, sadece Nijerya ile sınırlı değil. Şirket, benzer şekilde Kanada'daki petrol kumları varlıklarını da satarak emisyonlarını azaltmış görünüyor. Ancak bu varlıkların çoğu, devlet kontrolündeki veya daha düşük çevresel standartlara sahip şirketler tarafından işletiliyor. Bu durum, küresel emisyonların genel olarak azalmadığı, aksine sorunun başka bölgelere kaydırıldığı anlamına geliyor. Nijer Deltası, uzun yıllardır petrol sızıntıları ve çevre kirliliğiyle mücadele ediyor. Shell, bölgede on yıllardır süren operasyonları sırasında ciddi çevresel hasarlara yol açmakla suçlanıyordu. Şirket, bu sorunları geride bırakmak için varlıklarını satmış olsa da, ham petrol ticaretine devam ederek aslında bölgedeki enerji sömürüsünün bir parçası olmayı sürdürüyor.
Rapora göre, Shell'in Nijerya'daki karadaki varlıkları satması, şirketin karbon ayak izini yaklaşık 17 milyon ton CO2 eşdeğeri azalttı. Ancak bu, Shell'in bilançosunda bir düzeltme anlamına gelirken, küresel atmosferde aynı miktarda karbon salımı devam ediyor. Shell, iklim stratejisinde 2050'ye kadar net sıfır emisyon hedefi koymuş durumda. Ancak eleştirmenler, bu tür 'varlık satışı' stratejilerinin, şirketin aslında fosil yakıt üretimini azaltmadığını, sadece sahiplik yapısını değiştirdiğini savunuyor. Bu durum, Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşmayı zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithal eden bir ülke olarak, Shell gibi uluslararası enerji şirketlerinin ticaret stratejilerinden doğrudan etkileniyor. Türkiye'nin petrol ve doğalgaz ithalatının önemli bir kısmını Nijerya gibi ülkelerden yapmasa da, küresel petrol fiyatları ve arz güvenliği açısından bu tür gelişmeler yakından takip edilmeli. Shell'in Nijerya'daki varlık satışları ve petrol ticaretine devam etmesi, küresel enerji piyasalarında fiyat istikrarını etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede karbon ayak izini azaltma hedefleri koyarken, büyük şirketlerin 'karbon taşeronluğu' uygulamalarının küresel emisyonları gerçekten azaltmadığını görmeli. Bu durum, Türkiye'nin enerji dönüşümü politikalarında daha dikkatli olmasını ve yerli yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmasını gerektiriyor.