Mayıs 2021'de İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kenti Septe'ye (Ceuta) Fas'tan kitlesel bir göç dalgası yaşandı. Fas'ın sınır kontrolünü gevşetmesiyle yaklaşık 10.000 kişi, çoğu genç erkek, yüzerek veya çitleri aşarak bölgeye girdi. Bu olay, Avrupa Birliği'nin ortak sığınma ve sınır politikalarındaki eksiklikleri bir kez daha gündeme getirdi. Ancak asıl dikkat çeken, Avrupalı liderlerin bu krizi İspanya'nın iç sorunu olarak görmesi ve dayanışma söylemlerinin pratikte karşılık bulmamasıydı. Brüksel'in ve diğer başkentlerin soğuk tavrı, Avrupa savunma işbirliğinin sadece askeri alanla sınırlı olmadığını, göç ve sınır güvenliği gibi hayati konularda da ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.
Krizin Arka Planı: Fas'ın Baskı Aracı Olarak Göç
Septe krizi, İspanya ile Fas arasındaki diplomatik gerilimin bir sonucuydu. Fas, Batı Sahra konusundaki tutumunu desteklemesi için İspanya'ya baskı yapmak amacıyla sınır kontrolünü gevşetti. İspanya'nın, Fas'ın Batı Sahra özerklik planına yönelik net bir destek vermemesi, Rabat yönetimini kızdırmıştı. Bunun üzerine Fas polisi, Septe sınırındaki kontrolü kasıtlı olarak bıraktı ve yüzlerce göçmenin deniz yoluyla veya çitleri aşarak İspanyol topraklarına girmesine göz yumdu. Bu olay, göçün bir dış politika silahı olarak kullanılabileceğini açıkça gösterdi.
Avrupalı liderlerin ilk tepkisi ise şaşırtıcı derecede yavaş ve bölük pörçüktü. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, AB'den destek isterken, Brüksel'den yalnızca genel bir dayanışma mesajı geldi. Almanya ve Fransa gibi ülkeler, fasılalar halinde yaptıkları açıklamalarda İspanya'yı sınır yönetiminde daha sıkı tedbirler almaya çağırdı. Bu tutum, birliğin temel ilkelerinden biri olan 'ortak sığınma politikası'nın ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. Zira her ülke kendi ulusal çıkarını ön planda tutuyor, kriz anlarında birlik olma söylemi sadece kağıt üzerinde kalıyordu.
Avrupa'nın İkilemi: Sınırlar mı, Değerler mi?
Septe krizi, Avrupa Birliği'nin temel değerleri ile gerçekleri arasındaki çelişkiyi de gözler önüne serdi. AB, insan hakları ve uluslararası koruma ilkelerine bağlılığını vurgularken, sınır dışına itme ve duvar örme politikaları da giderek yaygınlaşıyor. İspanya, Fas ile işbirliği yaparak göçmenleri hızla sınır dışı etti ve bu uygulama AB tarafından da desteklendi. Bu durum, Avrupa'nın mülteci krizlerinde sergilediği çifte standardı ortaya koydu. Bir yandan Suriye'den gelen sığınmacılara kucak açan Almanya, diğer yandan Afrika'dan gelenlere karşı daha sert önlemler alınmasını teşvik ediyor.
Ayrıca bu kriz, Avrupa ordusu fikrinin ne kadar uzak olduğunu da gösterdi. Savunma işbirliği denilince akla gelen askeri tatbikatlar ve silah programları olsa da, göç gibi insani güvenlik konuları bu işbirliğinin dışında kalıyor. Avrupa sınır ajansı Frontex'in yetkileri sınırlı kaldı ve İspanya, kendi kolluk kuvvetleriyle baş etmek zorunda kaldı. Bu durum, AB'nin ortak dış ve güvenlik politikasının aslında bir tür 'gönüllü koalisyonlar' üzerine kurulu olduğunu ve üye devletlerin egemenlik alanlarına müdahale edilmesine izin vermediğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Septe krizi, Avrupa'nın göç karşısındaki kırılganlığını ve kriz anlarında birlik içinde hareket edemediğini gösteriyor. Türkiye, 2016 tarihli göç anlaşmasıyla mülteci akınını durdurmayı başarmış ve bu sayede AB'ye elini güçlendirmişti. Bu tablo, Türkiye'nin Avrupa karşısında elindeki en güçlü kozlardan birinin göç olduğunu bir kez daha doğruluyor. Avrupa'nın kendi içindeki bu zafiyeti, Türkiye ile ilişkilerinde daha rasyonel bir zeminde müzakere etme fırsatı sunuyor. Ancak uzun vadede, Avrupa'nın sınır güvenliğini artırması halinde Türkiye'nin bu coğrafi ve siyasi avantajı azalabilir.