Başkan Donald Trump'ın Gazze Barış Planı kapsamında oluşturduğu Barış Konseyi, Hamas'ın silahsızlandırılmasına ilişkin imzaladığı 'tarihi anlaşmadan' sadece beş gün sonra kendi taahhüdünden vazgeçerek bölgede yeni bir belirsizlik ve güven bunalımı yarattı. Bu ani dönüş, Trump'ın Barış Planı'nın temel dayanağını sarsarken, anlaşmanın mimarı konumundaki Başkan'ın kendi planını neden baltaladığı sorusunu gündeme getiriyor. Pazar günü yayımlanan bildiriyle, Hamas'ın silah bırakması karşılığında Gazze'ye uygulanan ablukanın kademeli olarak kaldırılmasını öngören anlaşmanın, Konsey tarafından askıya alındığını duyurması, uluslararası toplumda şok etkisi oluşturdu.
Gelişmenin arka planı
Barış Konseyi, Trump'ın geçtiğimiz aylarda imzaladığı başkanlık kararnamesiyle kurulmuş ve Gazze'de kalıcı bir barışın tesis edilmesi amacıyla Hamas ve diğer silahlı grupların tasfiyesini koordine etmekle görevlendirilmişti. Konseyin ilk somut çıktısı olan 'tarihi anlaşma', Hamas'ın ağır silahlarını teslim etmesi ve sivillerin güvenliğini sağlaması karşılığında, Gazze'ye insani yardım akışının artırılması ve bölgedeki altyapı yatırımlarının hızlandırılmasını öngörüyordu. Bu anlaşma, bölgedeki taraflar ve uluslararası gözlemciler tarafından dikkatle izleniyordu; ancak Barış Konseyi'nin yayımladığı son bildiride, Hamas'ın anlaşmanın bazı maddelerini ihlal ettiği ve bu nedenle konseyin kendi yükümlülüklerini askıya alma kararı aldığı belirtildi.
Bildiride, Hamas'ın silah teslim sürecinde beklenen hızı yakalayamadığı ve özellikle orta kalibreli silahların toplanması konusunda istenen iş birliğini göstermediği ifade ediliyor. Ancak Hamas yetkilileri, bu iddiaları reddederek, silah bırakmanın ancak İsrail'in Gazze'den tamamen çekilmesi ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının ardından gerçekleşebileceğini yineledi. Bu açıklamalar, anlaşmanın en başından itibaren taraflar arasındaki temel görüş ayrılıklarını yansıtıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Barış Konseyi'nin kararı, sadece Gazze'deki durumu değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkileyecek nitelikte. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerin çıkmaza girmesi, bu ülkelerin bölgedeki itibarını zedeleyebilir. Öte yandan, ABD'nin kendi oluşturduğu bir mekanizmanın işleyişini bu kadar kısa sürede sekteye uğratması, Washington'un bölgede güvenilir bir arabulucu olmadığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Uzmanlar, Trump'ın bu hamlesinin, seçim dönemi iç siyaset hesaplarından kaynaklanmış olabileceğini; zira Başkan'ın kendi tabanına 'Hamas'a verilen tavizleri gözden geçirmediğini' göstermek istediği yorumunu yapıyor.
Anlaşmanın askıya alınması, Gazze'de insani krizin derinleşmesine yol açabilir. Zira ablukanın kaldırılması ve yardımların artırılmasına ilişkin hükümler de askıya alınmış oldu. Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşları, bölgede yaşanan gıda ve ilaç sıkıntısının daha da kötüleşebileceği uyarısında bulunuyor. Bu gelişme, aynı zamanda İsrail hükümetini de memnun etmiş görünüyor; zira İsrail yönetimi, Hamas'ın elindeki silahların bölgesel güvenlik için tehdit oluşturduğunu savunuyordu. Ancak İsrail'in bu yaklaşımı, Filistinli gruplar arasında yeni bir çatışma dalgasının fitilini ateşleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Barış Konseyi'nin kararı, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Hamas'la kurduğu diyalog kanalları ve Gazze'ye yönelik insani yardımlarıyla bölgede etkin bir aktör konumunda. Anlaşmanın çökmesi, Türkiye'nin yeniden devreye girerek taraflar arasında arabuluculuk yapmasını gerektirebilir. Öte yandan, ABD'nin bu tutarsız tutumu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve bölgesel güvenlik mimarisi açısından da risk oluşturuyor. Ankara'nın, kendi inisiyatifiyle Gazze'de istikrarı sağlamaya yönelik daha aktif bir diplomatik süreç başlatması, hem bölgesel barış hem de Türkiye'nin prestiji açısından önem taşıyor.