Fas'tan İspanya'nın Kuzey Afrika'daki Septe (Ceuta) özerk kentine geçtiğimiz günlerde yaşanan kitlesel göçmen akınının ardından yetkililer, bölgede hayatın büyük ölçüde normale döndüğünü açıkladı. İspanya hükümetinin verilerine göre, sadece birkaç gün içinde yaklaşık 60 bin kişi Fas'tan Septe'ye geçti. Bu kişilerin büyük çoğunluğu, İspanyol yetkililer tarafından sınır dışı edilirken, bazıları da kendi isteğiyle Fas'a geri döndü. Cumartesi günü itibarıyla kentre kalan göçmen sayısının oldukça azaldığı belirtiliyor. Bu olağanüstü göç dalgası sırasında en az 67 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Peki, bu krizin arka planında neler var? Bölgesel ve küresel açıdan ne anlama geliyor?
Krizin Arka Planı: Fas-İspanya Gerilimi ve Göçmen Akını
Septe ve Melilla, İspanya'nın Fas toprakları üzerindeki iki özerk kenti olarak Avrupa Birliği'nin (AB) Afrika'daki tek kara sınırını oluşturuyor. Bu kentler, yıllardır Afrika'dan Avrupa'ya geçmek isteyen göçmenler için bir geçiş noktası olmuştur. Ancak bu son akın, iki ülke arasındaki diplomatik gerilimin bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Mayıs ayının ortasında, İspanya'nın Fas'ın Batı Sahra konusundaki tutumunu değiştirmesi ve Polisario Cephesi lideri Brahim Ghali'yi ülkede tedavi ettirmesi, Fas yönetimini kızdırmıştı. Rabat yönetimi, bu adımı 'düşmanca bir eylem' olarak nitelendirmiş ve sınır güvenliğini gevşeterek göçmenlerin geçişine göz yummuştu. Sonuç olarak, yüzlerce kişi yüzerek, bazıları sınır çitini aşarak, bazıları da sınır kapısındaki kontrol noktalarından geçerek Septe'ye girmeyi başardı. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Fas'ın bu davranışını 'şantaj' olarak nitelendirirken, AB kurumları da İspanya'ya destek mesajı verdi.
Göçmenlerin büyük çoğunluğu Fas vatandaşıydı. İspanya hükümeti, bu kişilerin 'ekonomik göçmen' olduğunu ve uluslararası koruma hakkına sahip olmadıklarını belirterek, hızlı bir şekilde sınır dışı işlemlerini başlattı. Ancak insan hakları örgütleri, sınır dışı işlemlerinin yasal prosedürlere uygun yapılmadığını ve bazı göçmenlerin geri gönderilirken şiddete maruz kaldığını iddia etti. İspanya İçişleri Bakanlığı ise, operasyonların yasalara uygun olduğunu savundu ve göçmenlerin insani ihtiyaçlarının karşılandığını açıkladı. Bu süreçte İspanya ordusu ve polisi, kentre güvenliği sağlamak için geniş çaplı bir operasyon yürüttü. Geçen hafta boyunca, Septe sokaklarında binlerce göçmenin barınma ve gıda ihtiyacı için geçici kamplar kuruldu. Kızıl Haç ve diğer yardım kuruluşları bölgede insani yardım çalışmaları yürüttü.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Göç Krizi ve AB İç Siyaseti
Septe krizi, sadece İspanya-Fas ilişkilerini değil, aynı zamanda AB'nin göç politikasını da yeniden gündeme getirdi. AB, 2015-2016'daki büyük göç dalgasının ardından sınır güvenliğini artırmış ve Fas dahil Kuzey Afrika ülkeleriyle göç anlaşmaları yapmıştı. Fas, bu anlaşmalar kapsamında AB'nin mali desteğini alırken, göçmenlerin Avrupa'ya geçişini engellemeyi üstlenmişti. Ancak son kriz, bu tür anlaşmaların ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Fas'ın göçmenleri bir baskı aracı olarak kullanabileceği endişesi, AB içinde yeni tartışmalara yol açtı. İspanya, bu krizin AB tarafından ortak bir sorun olarak ele alınması gerektiğini savunurken, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İspanya ile dayanışma mesajı verdi ve sınır güvenliği konusunda ek destek sözü verdi.
Öte yandan, bu kriz, Akdeniz'deki düzensiz göçün devam eden bir sorun olduğunu bir kez daha hatırlattı. 2020'de pandemi nedeniyle azalan göç hareketleri, bu yıl tekrar artış eğiliminde. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) göre, bu yılın başından bu yana Akdeniz üzerinden İspanya'ya ulaşan göçmen sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre önemli ölçüde arttı. Göçmenlerin çoğu, Fas'ın yanı sıra Cezayir, Mali, Senegal ve diğer Sahra Altı Afrika ülkelerinden geliyor. İspanya hükümeti, bu göç akınlarını önlemek için Fas ve diğer ülkelerle işbirliğini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak insan hakları örgütleri, göçmenlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve yasal göç yollarının açılması çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Septe krizi, Türkiye'nin de dahil olduğu Avrupa sınır güvenliği ve göç yönetimi tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Türkiye, 2016'da AB ile yaptığı göç anlaşması kapsamında Suriyeli göçmenlerin Avrupa'ya geçişini engellemeyi kabul etmişti. Benzer şekilde Fas'ın da göçmenleri bir koz olarak kullanması, AB'nin üçüncü ülkelerle yaptığı göç anlaşmalarının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin elini güçlendirebilir; ancak aynı zamanda AB'nin göç konusunda daha katı bir tutum benimsemesine de yol açabilir. Türkiye, kendi sınır güvenliğini sağlarken, AB ile ilişkilerinde bu tür krizlerin etkisini dengelemek zorunda. Bölgesel istikrar açısından, Kuzey Afrika'daki göç dalgalarının Avrupa'ya yönelik baskıyı artırması, Türkiye'nin de dahil olduğu Doğu Akdeniz'deki dengeleri etkileyebilir.