İngiltere merkezli lojistik gayrimenkul şirketi Segro, ABD'li rakibi Prologis'in 12,6 milyar sterlin (yaklaşık 16 milyar dolar) değerindeki devralma teklifini reddetti. San Francisco merkezli Prologis, Segro yönetim kurulunun teklifi müzakere etmeye yanaşmaması üzerine doğrudan Segro hissedarlarına seslenerek, şirketin yönetimini müzakerelere zorlamaları çağrısında bulundu. Reddedilen teklif, Avrupa lojistik gayrimenkul sektöründe son yılların en büyük birleşme ve satın alma girişimlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Gelişmenin arka planı
Segro, Londra Borsası'nda işlem gören ve Avrupa çapında lojistik depoları, veri merkezleri ve hafif sanayi tesisleri portföyüne sahip önde gelen bir gayrimenkul yatırım ortaklığı (REIT) şirketidir. Şirketin portföyünde Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, İtalya ve Polonya gibi ülkelerde bulunan toplam 9,9 milyon metrekarelik kiralanabilir alan bulunuyor. Prologis ise küresel çapta faaliyet gösteren ve özellikle ABD, Avrupa ve Asya'da geniş bir lojistik altyapısına sahip olan dünyanın en büyük sanayi gayrimenkul şirketidir.
Kaynaklara göre, Prologis'in tarihi birleşme girişimi, e-ticaret patlaması ve tedarik zincirinin yeniden yapılandırılmasıyla hızla değer kazanan lojistik gayrimenkul sektöründe pazar hakimiyetini güçlendirmeyi hedefliyor. Segro'nun yönetim kurulu, teklifin şirketin stratejik değerini yansıtmadığı gerekçesiyle oybirliğiyle reddedildiğini açıkladı. Segro CEO'su David Sleath, şirketin bağımsız olarak daha fazla değer yaratma potansiyeline sahip olduğunu belirterek, hissedarları uzun vadeli büyüme stratejilerine güvenmeye çağırdı.
Prologis cephesinde ise CEO Hamid Moghadam, Segro hissedarlarına hitaben yaptığı açıklamada, “Teklifimiz, Segro'nun portföyü, ekibi ve büyüme potansiyeli için önemli bir prim içermektedir. Yönetim kurulunun müzakerelere yanaşmaması, hissedarların çıkarlarını koruma yükümlülüğünü ihlal etmektedir” ifadelerini kullandı. Moghadam, Segro hissedarlarının en kısa sürede yönetime baskı yapması gerektiğini vurguladı.
Bölgesel veya küresel boyut
Birleşme teklifi, küresel lojistik gayrimenkul piyasasının konsolidasyon eğilimini yansıtıyor. E-ticaretin pandemi sonrası hızlı büyümesi, şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve stoklama stratejileri sayesinde lojistik depolara olan talep rekor seviyelere ulaştı. Özellikle Avrupa'da, sınır ötesi ticaretin artması ve son kilometre teslimat ağlarının genişlemesi, lojistik gayrimenkul yatırımlarını cazip hale getirdi. Prologis ve Segro gibi büyük oyuncular, bu büyümeden pay almak için birleşme ve satın alma fırsatlarını değerlendiriyor.
Analistlere göre, Prologis'in Segro'yu satın alma girişimi, Avrupa lojistik gayrimenkul pazarında bir tekel oluşturma endişelerini de beraberinde getiriyor. Düzenleyici otoritelerin, özellikle Birleşik Krallık Rekabet ve Piyasalar Otoritesi (CMA) ve Avrupa Komisyonu'nun, böyle bir birleşmeyi rekabet ihlali nedeniyle engelleyebileceği belirtiliyor. Öte yandan, Segro'nun bağımsız kalma kararının, şirketin kendi büyüme stratejisi doğrultusunda daha agresif yatırımlar yapmasına yol açması bekleniyor.
Prologis'in doğrudan hissedarlara yönelmesi, şirketler hukuku açısından nadir görülen bir taktik. Bu yaklaşım, düşmanca devralma sürecinin ilk adımı olarak yorumlanıyor. Eğer Segro yönetimi müzakerelere yanaşmazsa, Prologis'in hisse senedi değişimi veya nakit ağırlıklı yeni bir teklifle doğrudan hissedarlara gitme olasılığı bulunuyor. Ancak Segro'nun hissedar yapısı ve kurumsal yönetim ilkeleri, bu tür bir girişimin başarı şansını sınırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Segro-Prologis anlaşmazlığı, küresel lojistik gayrimenkul piyasasının konsolidasyon eğilimini ortaya koyuyor ve bu durum Türkiye'deki lojistik sektörü için de ipuçları taşıyor. Türkiye, coğrafi konumu ve gelişen altyapısı sayesinde Avrupa ile Asya arasında önemli bir lojistik merkez haline gelirken, yabancı yatırımcıların ilgisi de artıyor. Küresel devlerin birleşme stratejileri, Türkiye'deki benzer firmalar için birleşme veya yabancı sermaye yoluyla büyüme fırsatlarını gündeme getirebilir. Ayrıca, düzenleyici otoritelerin rekabet politikaları, Türkiye pazarında da benzer birleşmelerin önünü açabilir veya sınırlayabilir. Türk lojistik gayrimenkul şirketleri, bu gelişmeleri yakından takip ederek stratejik konumlarını güçlendirme fırsatı bulabilir.