Avrupa'nın ABD savunma kabiliyetlerine bağımlılığını sona erdirme tartışmaları yıllardır sürüyor. Ancak bu kez mesele farklı: Başkan Donald Trump'ın NATO müttefiklerine yönelik tutumu, savunmada ‘kopuş’ kavramını Avrupa'nın bir endişesi olmaktan çıkarıp ABD'nin resmi politikası haline getiriyor. Önceki dönemlerde Avrupa'nın kendi savunma kapasitesini artırması teşvik edilirken, Trump yönetimi altında bu çabaların engellenmesi söz konusu. Bu, müttefiklerin kendilerini savunmalarına izin vermemek anlamına geliyor ki bu, ittifakın temel prensipleriyle çelişiyor.
Trump’ın baskısı ve Avrupa’nın yanıtı
Trump, göreve gelir gelmez NATO müttefiklerine gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYH) %2'sini savunmaya ayırma taahhütlerini hatırlatmış ve bu hedefe ulaşmayan ülkelere karşı yaptırım sinyali vermişti. Ancak zamanla bu baskı, sadece harcama artışını değil, ABD'nin askeri varlığını Avrupa'dan çekme olasılığını da gündeme getirdi. Avrupa ülkeleri, bir yandan kendi savunma sanayilerini geliştirmeye çalışırken diğer yandan ABD'nin güvenilirliğini sorguluyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Beyin Ölümü” olarak nitelendirdiği NATO, Trump döneminde daha da derin bir krize sürükleniyor. Avrupa Birliği, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası kapsamında adımlar atsa da, ABD'nin teknolojik ve askeri üstünlüğü olmadan etkili bir caydırıcılık sağlamak zor görünüyor.
Öte yandan, Trump yönetiminin Almanya'daki asker sayısını azaltma kararı ve Polonya gibi Doğu Avrupa ülkelerine verdiği sözler, ittifak içinde dengesizlik yaratıyor. ABD’nin Avrupa’daki varlığını azaltması, Rusya’nın Ukrayna savaşındaki agresif tutumu karşısında kıtanın güvenliğini riske atıyor. Avrupa ülkeleri, kendi aralarında ortak savunma projeleri geliştirse de, bunların hayata geçmesi yıllar alabilir. Bu süreçte Trump’ın söylemleri, ABD’nin güvenlik şemsiyesini sorgulamaya itiyor.
Küresel yansımalar ve yeni ittifak arayışları
Trump’ın politikası sadece Avrupa’yı değil, Asya-Pasifik’teki müttefikleri de etkiliyor. Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler, ABD’nin savunma taahhütlerine olan güveni sorguluyor. Bu durum, Çin’in bölgedeki etkisini artırabilir. Öte yandan, Avrupa ülkeleri arasında ortak bir savunma fonu oluşturma fikri yeniden canlanıyor. Ancak bu fonun ABD’nin desteği olmadan ne kadar etkili olacağı belirsiz. Trump yönetiminin NATO’dan çekilme tehdidi, ittifakın 75 yıllık tarihinde eşi görülmemiş bir krize işaret ediyor. Avrupa’nın kendi savunmasını üstlenmesi, uzun vadede küresel güç dengelerini değiştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin NATO içindeki konumunu doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, hem ABD’yle hem de Avrupa ülkeleriyle savunma iş birliğini sürdürürken, Trump’ın politikaları Ankara’yı alternatif arayışlara itebilir. S-400 kriziyle zaten test edilen ABD-Türkiye ilişkileri, Avrupa’nın savunma bağımsızlığı arayışına Türkiye’nin entegre olmasıyla yeni bir boyut kazanabilir. Türkiye, kendi savunma sanayisini geliştirme konusunda önemli adımlar atmış olsa da, NATO’nun kolektif güvenlik mekanizmasından kopuş, başta Doğu Akdeniz ve Suriye olmak üzere bölgesel çıkarlarını riske atar. ABD’nin Avrupa’dan çekilmesi, Rusya’nın Karadeniz’deki etkisini artırabilir ve Türkiye’nin bu bölgedeki stratejik önemini yükseltebilir. Ankara’nın, hem Avrupa hem de ABD ile dengeli bir politika izlemesi kritik önem taşıyor.