ABD Başkanı Donald Trump yönetimindeki Washington, savaş yürütme biçimiyle giderek Moskova'ya benzeyen bir çizgi izliyor. Rusya'nın Ukrayna işgali ve Suriye müdahalesi gibi askeri operasyonlarda kullandığı yöntemleri benimseyen ABD, bu tutumuyla bir yandan Rusya'nın uluslararası alandaki hareket alanını genişletirken, diğer yandan kendi ittifak sistemini ve uluslararası hukuku erozyona uğratıyor. Uzmanlar, Trump ve Putin'in savaş anlayışının temelinde devlet egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hiçe sayan, güç odaklı bir yaklaşımın yattığını belirtiyor.
Savaş Yöntemlerinde Artan Benzerlik
Trump, göreve geldiği ilk günden bu yana geleneksel müttefiklik ilişkilerini sorgulayan ve uluslararası kurumları devre dışı bırakan adımlar attı. NATO'nun gereksizliğini savunması, ticaret savaşları başlatması ve rakiplerine karşı sert söylemler geliştirmesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in uzun süredir izlediği stratejilerle paralellik gösteriyor. Her iki lider de askeri gücü bir tehdit ve caydırıcılık aracı olarak kullanırken, uluslararası hukuku ve çok taraflı anlaşmaları kendi çıkarları doğrultusunda esnetmekten çekinmiyor.
Washington'ın son dönemdeki askeri doktrini, Moskova'nın hibrit savaş ve vekalet savaşlarına dayalı taktiklerine yaklaşıyor. Suriye'de rejim güçleriyle iş birliği yapılması, İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılması ve Kuzey Kore ile yürütülen nükleer diplomasi, ABD'nin geleneksel müttefiklerini devre dışı bırakarak doğrudan güç merkezleriyle pazarlık etme eğilimini yansıtıyor. Bu tarz, Rusya'nın Ukrayna'daki ayrılıkçı grupları desteklemesi ve Kırım'ı ilhak etmesiyle benzer bir mantığa dayanıyor: yerel aktörler üzerinden nüfuz kurmak ve uluslararası toplumun tepkisini sınırlı tutmak.
Ayrıca ABD, Rusya'nın propaganda ve dezenformasyon tekniklerine benzer yöntemlere başvurarak kamuoyunu yönlendirme ve muhalefeti bastırma yolunu seçiyor. Beyaz Saray'ın basın toplantılarında yayılan asılsız iddialar, Rus medyasının taktikleriyle örtüşüyor. Trump'ın sık sık "sahte haber" söylemini kullanması, Putin'in medya üzerindeki kontrolünü andırıyor.
Rusya'ya Sağlanan Dolaylı Katkı
ABD'nin bu yöntemleri benimsemesi, istemeden de olsa Moskova'nın işine yarıyor. Batı ittifak sisteminin zayıflaması, Rusya'nın Doğu Avrupa ve Orta Doğu'daki etkisini artırmasına olanak tanıyor. NATO içindeki çatlaklar, Rusya'nın sınır komşuları üzerindeki baskısını hafifletiyor. Özellikle Ukrayna krizinde ABD'nin tutarsız politikaları, Rusya'nın Kırım ilhakını meşrulaştırma çabalarına zemin hazırlıyor.
Ekonomik yaptırımlar konusunda da benzer bir tablo var. Trump yönetiminin çelik ve alüminyum ithalatına getirdiği ek vergiler, Avrupa Birliği ile ticaret savaşlarını körüklerken, Rusya'nın enerji ihracatını alternatif pazarlara yönlendirmesine yardımcı oluyor. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları sıkılaştırması, petrol fiyatlarını yükselterek Rusya'nın bütçesine dolaylı katkı sağlıyor. Bu durum, Moskova'nın uluslararası izolasyonunu kırmasına ve yeni müttefikler edinmesine imkan tanıyor.
Askeri alanda ise ABD'nin Orta Doğu'dan çekilme sinyalleri, Rusya'nın bölgede nüfuzunu artırmasının önünü açıyor. Suriye'den çekilme kararı, İran ve Rusya'nın desteklediği Esad rejiminin kalıcılığını pekiştiriyor. Afganistan'daki belirsizlik, Rusya'nın Orta Asya'daki güvenlik mimarisinde daha aktif rol almasına yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Trump ve Putin arasındaki bu yöntem benzerliği, küresel istikrar açısından ciddi riskler taşıyor. Uluslararası hukukun ve kurumların erozyonu, güç siyasetini teşvik ediyor. Orta Doğu'da vekalet savaşları derinleşirken, Asya-Pasifik'te Çin'in yayılmacı politikalarına karşı ortak bir cephe oluşturma çabaları sekteye uğruyor. Avrupa'da ise ABD'nin güvenlik garantilerini sorgulaması, Almanya ve Fransa'yı kendi savunma kapasitelerini artırmaya itiyor; bu da transatlantik bağları zayıflatıyor.
Uzmanlar, ABD'nin Moskova'nın taktiklerini benimsemesinin uzun vadede Washington'ın küresel liderlik iddiasını zayıflatacağını vurguluyor. Zira demokrasi ve insan hakları söylemiyle hareket eden bir ülkenin otoriter yöntemlere sapması, yumuşak gücünü aşındırıyor. Rusya ise bu durumdan faydalanarak kendisini Batı'nın alternatifi olarak konumlandırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Rusya'ya benzer savaş yöntemlerini benimsemesi, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor. Türkiye, NATO içinde stratejik konumunu korurken, Rusya ile enerji, savunma ve ticaret alanlarında dengeli bir ilişki yürütüyor. ABD'nin Suriye'den çekilme sinyali ve YPG'ye verdiği desteğin belirsizliği, Türkiye'nin sınır güvenliği için tehdit oluşturuyor. Öte yandan Batı'daki çatlaklar, Türkiye'nin çok kutuplu dış politikasında manevra alanını genişletebilir. Rusya ile yakınlaşma, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki çıkarlarını korumasına yardımcı olabilir. Ancak ABD ile yaşanacak bir kopuş, ekonomik ve savunma iş birliklerini olumsuz etkiler. Türkiye, bu dengeyi koruyarak bölgesel istikrarı gözetmeli ve uluslararası hukuka bağlı kalmalı.