İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Haziran ayı başında düzenlenen bir güvenlik kabinesi toplantısında, Hizbullah'a baskı yapmak amacıyla Lübnanlı kadın ve çocukların kaçırılması çağrısında bulundu. "İşe bundan başlayalım..." ifadeleriyle başlayan bu söylem, savaş ve çatışmaların en kırılgan kesimi olan çocukların nasıl birer araç haline getirildiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Ben-Gvir'in bu açıklaması, uluslararası hukukun açık ihlali olarak nitelendirilirken, bölgede yıllardır süregelen çatışmaların çocuklar üzerinde yarattığı yıkımın yeni bir boyutunu ortaya koyuyor.
Çatışmalarda çocukların kullanımı: Tarihsel bir perspektif
Savaş ve çatışmalar tarih boyunca en çok çocukları etkilemiştir. Ancak son yıllarda, çocuklar sadece dolaylı olarak değil, doğrudan hedef alınmaya başlanmıştır. Ben-Gvir'in çağrısı, bu bağlamda endişe verici bir örnek teşkil ediyor. İsrail'in aşırı sağcı bakanı, daha önce de benzer sert söylemleriyle tanınırken, bu kez çocukların rehin alınmasını bir "müzakere aracı" olarak sunması uluslararası toplumda şok etkisi yarattı. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), çatışma bölgelerinde çocukların korunması için defalarca çağrı yaparken, Ben-Gvir'in bu sözleri bu çağrıların ne kadar dikkate alınmadığını gösteriyor.
Çatışmalarda çocukların kullanımı yalnızca İsrail için değil, birçok bölgede görülen bir durum. Suriye iç savaşında, Yemen'de, Myanmar'da ve Afrika'nın çeşitli ülkelerinde çocuk askerler, savaşın bir parçası haline getiriliyor. Ancak Ben-Gvir'in açıkça çocukların kaçırılmasını teşvik etmesi, bu vahşetin farklı bir boyutunu temsil ediyor. İsrail'in bu tür eylemleri, uluslararası hukukta savaş suçu olarak tanımlanırken, İsrail hükümeti çoğu zaman bu suçlamalarla karşı karşıya kalıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Çocuklar geleceğin teminatı mı yoksa savaşın kurbanları mı?
Ben-Gvir'in bu sözleri, sadece Lübnan-İsrail sınırında değil, tüm Ortadoğu'da yankı uyandırdı. Hizbullah, İsrail'in tehditlerine karşı misilleme yapacağını açıklarken, Lübnan hükümeti de konuyu Birleşmiş Milletler'e taşıyacağını duyurdu. Ancak asıl sorun, bu tür söylemlerin normalleşmesi ve çocukların savaşın bir aracı olarak görülmesidir. UNICEF verilerine göre, sadece 2023 yılında dünya genelinde çatışma bölgelerinde 10.000'den fazla çocuk öldürüldü veya yaralandı. Bu sayı, her geçen gün artıyor. Uluslararası toplum, çocukları korumak için Cenevre Sözleşmeleri ve Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi belgeler oluştursa da, bu belgelerin uygulanması konusunda ciddi eksiklikler var.
Küresel düzeyde, çatışmaların çocuklar üzerindeki etkisi sadece fiziksel yaralanmalarla sınırlı kalmıyor. Eğitimden mahrum kalan, travma yaşayan, ailelerini kaybeden milyonlarca çocuk, gelecekte barışçıl bir toplum inşa etme potansiyelini kaybediyor. Bu durum, bölgesel istikrarsızlığı daha da derinleştiriyor. Ben-Gvir gibi isimlerin çocukları hedef gösteren söylemleri ise bu kısır döngüyü pekiştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ortadoğu'da istikrarın sağlanması ve sivillerin korunması konusunda önemli bir aktör olarak öne çıkıyor. Ben-Gvir'in çocukların kaçırılması çağrısı, bölgede zaten kırılgan olan barış sürecine darbe vuruyor. Türkiye, geçmişte Suriye, Irak ve Filistin'de çocukların korunması için insani yardım çalışmaları yapmış ve uluslararası platformlarda bu konuyu gündeme getirmiştir. Bu tür söylemler, sadece Lübnan ve İsrail arasındaki gerilimi artırmakla kalmaz, aynı zamanda Türkiye'nin komşu ülkelerdeki güvenlik endişelerini de artırır. Türkiye, bölgede çocukların ve sivillerin korunması için diplomatik girişimlerini sürdürmeli ve uluslararası hukukun ihlallerini kınamalıdır. Ayrıca, bu tür açıklamalar, Türkiye'nin kendi sınır güvenliği ve bölgedeki terörle mücadele politikaları açısından da dikkatle izlenmelidir.