ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ardından bir ön anlaşmanın hatları ortaya çıkmaya başladı. Washington ile Tahran arasında varıldığı belirtilen bu ilk mutabakat, yıllardır süren gerilim ve yaptırımların gölgesinde yaşayan İran halkında temkinli bir umut dalgası yarattı. Savaşın ve ekonomik krizin yorgunluğunu derinden hisseden İranlılar, anlaşmanın ülkeye barış ve refah getirmesi için sessiz bir dua ediyor. Özellikle enflasyon, işsizlik ve temel ihtiyaç maddelerine erişimdeki zorluklar nedeniyle hayat mücadelesi veren alt ve orta gelir grupları, bu gelişmeyi bir kurtuluş kapısı olarak görüyor.
Geçmişten gelen yorgunluk
İran, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ABD ile inişli çıkışlı bir ilişki sürdürdü. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) ile bir nebze olsun rahatlayan ilişkiler, 2018'de dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle yeniden gerilmişti. Trump'ın 'maksimum baskı' politikası, İran ekonomisine ağır darbe vurmuş; petrol ihracatının düşmesi, bankacılık işlemlerinin durması ve dış ticaretin daralmasıyla sonuçlanmıştı.
Biden yönetimiyle yeniden başlayan dolaylı müzakereler yıllarca sürmüş, nükleer programın durdurulması ve yaptırımların kaldırılması konularında tıkanmalar yaşanmıştı. Şimdi ise yeniden başkan seçilen Trump'ın, bu kez farklı bir yaklaşımla İran'la masaya oturduğu görülüyor. Kaynaklara göre, anlaşmanın temelini İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin belirli bir seviyede sınırlandırılması ve karşılığında bazı yaptırımların kademeli olarak kaldırılması oluşturuyor.
İran halkı ise bu diplomatik manevraların ötesinde, günlük hayatına yansıyacak somut değişiklikler bekliyor. Tahranlı bir esnaf, 'Her gün döviz kuru değişiyor, mal alamıyoruz. Bir an önce anlaşma olsun da nefes alalım' ifadeleriyle duyduğu umudu dile getiriyor. Siyasi analistlere göre, rejime yönelik memnuniyetsizliğin arttığı bir dönemde, ekonomik rahatlama hükümete de siyasi bir soluk aldırabilir.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD-İran anlaşmasının sadece ikili ilişkileri değil, Ortadoğu'nun tamamını etkilemesi bekleniyor. İran'ın bölgesel vekil güçleri üzerindeki etkisi, Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki milisler gibi unsurların finansmanı ve silahlandırılması, bu anlaşmayla birlikte yeniden şekillenebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, anlaşmanın kendi güvenliklerini nasıl etkileyeceğini dikkatle izliyor. İran'ın nükleer programının kontrol altına alınması, İsrail için de hayati bir öneme sahip. İsrail yönetimi, anlaşmanın İran'ın bölgesel yayılmacılığını durdurmadığı sürece kendileri için tehdit oluşturmaya devam edeceğini belirtiyor.
Küresel boyutta ise anlaşma, petrol piyasalarını doğrudan etkileyebilir. İran'ın yeniden uluslararası petrol piyasasına dönmesi, arzı artırarak fiyatların düşmesine neden olabilir. Bu durum, enerji ithalatçısı ülkeler için olumlu, ancak Rusya ve Suudi Arabistan gibi büyük üreticiler için rekabet anlamına geliyor. Ayrıca, Çin ve Avrupa Birliği gibi aktörler de İran'la ticari ilişkilerini geliştirme fırsatını değerlendirmek isteyecektir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile hem komşuluk hem de enerji bağımlılığı nedeniyle yakın ilişki içinde. İran'dan doğalgaz ithal eden Türkiye için bu anlaşma, enerji tedarik güvenliği açısından kritik. Ayrıca İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artmasına ve Türk firmalarının İran pazarına daha rahat girmesine olanak tanıyabilir. Bununla birlikte, anlaşmanın Suriye ve Irak'taki güç dengelerini değiştirmesi, Türkiye'nin terörle mücadele ve sınır güvenliği politikalarını etkileyebilir. Türk diplomasisi, bölgesel istikrarı gözeten bir anlaşmadan yana tavır alırken, bu süreçte arabuluculuk rolünü de sürdürebilir.