ŞAM, 12 Eylül - Suriye hükümetinin Şam'daki eski bir askeri havaalanını özel jetler için bir merkeze dönüştürme planı, yeniden yapılanmanın şüpheli toplu mezarları bozabileceğini ve özel arazi taleplerini geçersiz kılabileceğini söyleyen hak grupları ve sakinler arasında alarm yaratıyor. Başkentin Mezze bölgesinde bulunan havaalanı, Suriye iç savaşı sırasında askeri bir üs olarak kullanılmıştı ve çevresinde kayıplara karışan binlerce kişinin gömülü olduğu düşünülüyor.
Planın Arka Planı ve Tepkiler
Suriye Ulaştırma Bakanlığı tarafından yürütülen proje, Mezze Askeri Havaalanı'nın sivil havacılığa açılarak lüks özel jetlerin iniş-kalkış yapabileceği bir tesis haline getirilmesini öngörüyor. Yetkililer, projenin ülkenin yeniden inşası ve ekonomik canlanma çabalarının bir parçası olduğunu savunuyor. Ancak muhalif gruplar ve uluslararası insan hakları örgütleri, bölgenin savaş suçları soruşturmaları kapsamında korunması gereken bir alan olduğunu belirtiyor.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne göre, havaalanı ve çevresindeki arazilerde 2011-2018 yılları arasında rejim güçleri tarafından yüzlerce kişinin infaz edilerek gömüldüğüne dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Bölge sakinleri, yıllardır kayıp yakınlarının akıbetini öğrenmek için başvuruda bulunmalarına rağmen sonuç alamadıklarını, şimdi ise mezarların üzerine inşaat yapılmasından endişe duyduklarını ifade ediyor.
Ayrıca, havaalanının bulunduğu alanın bir kısmının özel mülkiyette olduğu ve savaş öncesinde birçok ailenin bu topraklarda hak iddia ettiği belirtiliyor. Hükümetin kamulaştırma kararnamesiyle bu arazileri elinden alması, mülkiyet hakları ihlali tartışmalarını alevlendirmiş durumda. Uluslararası hukuk uzmanları, çatışma sonrası dönemde mülkiyet sorunlarının adil bir şekilde çözülmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye'deki bu gelişme, ülkenin yeniden inşa sürecinde yaşanan derin sorunları gözler önüne seriyor. Savaşın ardından milyonlarca insan yerinden edilmiş, altyapı büyük ölçüde tahrip olmuş ve mülkiyet kayıtları ciddi şekilde zarar görmüş durumda. Hükümetin hızlı ekonomik kalkınma hamleleri, geçmişle yüzleşme ve mağdurların haklarının korunması arasında bir denge kurmayı gerektiriyor.
Uluslararası toplum, Suriye'deki insan hakları ihlalleri konusunda hassasiyetini sürdürüyor. Birleşmiş Milletler, toplu mezarların korunması ve kayıpların akıbetinin araştırılması için bağımsız bir mekanizma oluşturulması çağrısında bulunmuştu. Ancak Suriye hükümeti, bu tür girişimleri egemenliğine müdahale olarak değerlendirerek reddediyor.
Bölgesel aktörler ise Suriye'nin yeniden inşasında söz sahibi olmak için çeşitli projelere yatırım yapmayı planlıyor. Özellikle Körfez ülkeleri ve Çin, altyapı ve enerji alanlarında iş birliği arayışında. Ancak bu yatırımların, yerel halkın haklarını göz ardı etmeden ve hesap verebilirlik ilkelerine uygun şekilde yapılması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde uzun süredir askeri ve siyasi varlık gösteriyor ve ülkedeki istikrarı kendi ulusal güvenliği için kritik görüyor. Şam'daki bu proje, Suriye'nin yeniden inşasında Türkiye'nin rolünü ve bölgedeki nüfuzunu doğrudan etkilemese de, Suriye'deki mülkiyet ve insan hakları ihlalleri Türkiye'nin sınır güvenliği ve geri dönüş planlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin geri dönüşünde bu tür kamulaştırma ve hak ihlalleri caydırıcı bir faktör olabilir. Türkiye'nin, Suriye'deki kalkınma projelerinde insan hakları ve mülkiyet hakları konusunda dengeli bir tutum izlemesi, bölgesel istikrar açısından önem taşıyor.